7 Mayıs 2026 Perşembe

Üç Fidan’ın Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist Mücadele Bayrağı İkinci Kurtuluş Savaşçılarının Ellerinde Dalgalanıyor!


 

Üç Fidan’ın Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist Mücadele Bayrağı

İkinci Kurtuluş Savaşçılarının Ellerinde Dalgalanıyor!

12 Mart Faşist Diktatörlüğünün Mahkemeleri tarafından idama mahkûm edilen ve 6 Mayıs 1972 tarihinde katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı; yani Türkiye Devrim Mücadelesinin Üç Yiğit Evladını, Üç Kızıl Karanfilini bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Üç Fidan’a layık olmak; onların bıraktıkları Devrimci Mücadele mirasını sahiplenmek, onların devrimci iradesini kuşanmak ve bu üç Kızıl Karanfilin yiğitliğini, kararlılığını, insanlığın kurtuluş mücadelesine adanmışlıklarını örnek alarak mücadele etmek demektir. İşte İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak, Denizler’in bu mirasını biz sahipleniyoruz, Devrimci Mücadelelerini biz devam ettiriyoruz.

Üç Yiğit Devrimcinin, Üç Kızıl Karanfilin bugünlere de ışık tutan onurlu mücadeleleri, 27 Mayıs Politik Devrimi sayesinde gelişmeye başladı. 27 Mayıs Politik Devrimi, Sosyalizmin, Sosyalist düşünce ve örgütlenmenin önünü açtı. Marksist klasiklerin Türkçeye çevrilmesini sağladı. Sosyalist Gençlik, sosyalist aydınlar ve işçiler yetiştirdi. Üç Fidan bu dönemin getirmiş olduğu özgürlükler ortamında mücadele ettiler.

Üç Kızıl Karanfil, ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının ülkemizi kıskaca alıp Sevr’i uygulama planlarına karşı mücadele ettiler. Onlar Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye Tarihini, sınıf ilişki ve çelişkilerini derinlemesine inceleyerek kavramlaştırdığı “İkinci Kurtuluş Savaşı”nın yılmaz neferleri olarak kendilerini tıpkı devamcıları olan bizler gibi “İkinci Kurtuluş Savaşçıları” olarak tanımladılar ve bu doğrultuda savaştılar. 12 Mart Faşizmi karşısında yılmadan, yorulmadan, dur durak bilmeden, korkusuzca direndiler. Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Başkomutanı Mustafa Kemal’in “Ya İstiklal Ya Ölüm” şiarını, benimsediler ve bu uğurda aynı Birinci Kuvayimilliye Savaşçılarının yaptığı gibi emperyalistlere karşı mücadele ettiler.

Deniz, Yusuf, Hüseyin genç yaşlarında Halkın Kurtuluş Davasına baş koymuş, yaşamlarını İşçi Sınıfının, köylülerin, yoksulların ve ezilen Halkımızın kurtuluşuna adamış devrimcilerdi. Onlar için Vatanı ve Halkı için mücadele etmek, omuzlarına yüklenmiş bir görevdi, tarihsel bir sorumluluktu. Bu yüzden darağaçlarına yürürken bile başları dikti. Çünkü biliyorlardı ki bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük uğruna verilen mücadeleler unutulmaz, insanlığın hafızasından silinmez. O şanlı mücadeleler Halkların Kurtuluş Mücadelelerinde yol göstermeye, örnek olmaya, umut olmaya devam ederler. O mücadeleyi verenler insanlığın unutulmasına izin vermeyeceği insanlar arasına girerler. Devrimcileri, Vatanseverleri, Halkseverleri öldürebilirsiniz, ama insanlığın kurtuluşunu esas alan ideolojileri asla yok edemezsiniz. O marşımızda söylendiği gibi:

Devrimciler ölür amma devrimler durmaz sürer.

Denizler’in mücadelesi her şeyden önce Antiemperyalist bir mücadeleydi. Onlar, ülkemizi ABD Emperyalizmine bağımlı hale getirmek isteyenlere karşı dimdik durdular. Türkiye’nin kaynaklarının yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekilmesine, Türk Ordusunun NATO Ordusu haline getirilmek istenmesine, emperyalist boyunduruğa, kapitalist sömürüye karşı çıktılar. “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” sloganı, Üç Kızıl Karanfil için yalnızca bir slogan değildi. Bu Üç Yiğit Devrimcinin uğruna yaşamlarını feda ettikleri, mücadelelerinin merkezine koydukları Vatansever, Halksever olmanın, Devrimci olmanın bir gereğiydi.

 Bugün ülkemiz Yerli Yabancı Parababalarının kanser düzenine mahkûm edilmiş durumda. Bu kanser düzeninin sonucudur Halkımızın İşsizlik-Pahalılık-Zam-Zulüm Cehenneminde yanıyor olması. Gençliğimiz işsizliğe, Emekçi Halkımız yoksulluğa, açlığa mahkûm edilmiştir. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de başımıza gelen bütün felaketlerin, bütün kötülüklerin anası ABD Emperyalist Haydududur. İşte bugün Denizler’in, kendisini “Hoşt Amerika Puşt Amerika” sloganında ifadesini bulan Antiemperyalist çizgisi, geçmişte kalmış bir hatıra değil, bugünün en yakıcı görevidir.

Denizler’in mücadelesi aynı zamanda Antifeodal bir mücadeleydi. Onlar Halkımızı Ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen gericiliğe, yobazlığa ve kapitalist sömürü düzenine karşı savaştılar. Bilimsel eğitimi, laikliği, sorgulayan aklı ve özgür düşünceyi savundular. Halkın dinî duygularını kullanarak siyaset yapanlara, yoksulluğu kader diye sunanlara, halkı biat kültürüne mahkûm etmek ve kul kişilik yaratmak isteyenlere karşı çıktılar.

Bugün okullarımız Peşaver Medreselerine dönüştürüldü. Laik Eğitim sistemi neredeyse ortadan kaldırıldı. Üniversiteler bilim üretmiyor artık, gericilik üreten merkezlere dönüştürüldü. İşte Üniversitelerimizin sesinin kısıldığı, Aydın Gençliğimizin susturulmak istendiği, gençliğin sorgulayan değil itaat eden kul kişilikli bireyler haline getirilmek istendiği koşullarda Denizler’in Ortaçağcı gericiliğe karşı net duruşları ve ilerici mirası daha da önem kazanmaktadır.

Denizler’in mücadelesi aynı zamanda Antişovenist bir mücadeleydi. Onlar Halkları birbirine düşman etmeye çalışanlara, en kritik momentlerde birlikte savaşarak kardeşleşmiş iki halkın bin yıllık kardeşliğini dinamitlemeye çalışanlara karşı Türk ve Kürt Halkının kardeşliğini savundular. ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının Halkları bölme, parçalama ve birbirine kırdırma planlarına karşı durdular.

Bugün Kuklacı ABD Emperyalist Alçağı, kuklaları, Ortaçağcı AKP’giller, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi, bunların yörüngesine giren Sevr’ci Soytarı Sahte Sol hep birlikte elele, BOP çerçevesinde ülkemizi Yeni Sevr’e doğru koşar adım götürmekteler. Sağından soluna “Terörsüz Türkiye” kandırmacasıyla BOP Komisyonunda Yeni Sevr’in değirmenine su taşımaktalar. İşte bugün Denizler’in mirasına sahip çıkmak demek; “Katil ABD Ortadoğu’dan Ülkemizden Defol!” “Yankee Go Home!” diyebilmektir.

Aradan 54 yıl geçmiş olsa da Üç Fidan, Deniz, Yusuf, Hüseyin’in adı hâlâ milyonların yüreğinde, İkinci Kurtuluş Savaşçılarının mücadelesinde yaşamaktadır. Çünkü bu Üç Yiğit Devrimci, Bağımsızlık iradesidir. Devrimci ahlâktır. Devrimci onurdur. Üç Fidan; boyun eğmemenin, teslim olmamanın, Vatan ve Halk için yaşamanın, insanlık için kendini feda etmenin simgesidir.

Bizler biliyoruz ki Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı ve Hüseyin İnan’ı anmak; yalnızca mezarlarına çiçek bırakmak değildir.

Üç Kızıl Karanfili anmak, İnsan Soyunun Başdüşmanı ABD Emperyalizmine karşı savaş çığlığıdır.

Üç Fidan’ı anmak, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın zaferle taçlanması için örgütlü mücadeleyi yükseltmektir.

Ömürlerinin baharında gök ekinler biçilen bu üç Yiğit Devrimciyi anmak, Tam Bağımsız Türkiye idealine sahip çıkmaktır.

Bir kez daha söz veriyoruz:

Denizler’in yarım bıraktığı mücadeleyi zaferle taçlandıracağız.

Başta İşçi Sınıfımızla, gençlerle, Halkımızın tüm kesimleriyle birlikte mücadeleyi yükselteceğiz.

 

06 Mayıs 2026

HKP Gençliği

18 Nisan 2026 Cumartesi


 

TARİH İKİ CEPHEYİ YAZACAK: KAÇKINLAR VE VATANI TERK ETMEYENLER

1 Mayıs 2026’ya giderken bizler, Kurtuluş Partisi Gençliği olarak bir kez daha ilan ediyoruz:

Üniversitelerde, liselerde, sokaklarda zulüm ve sömürü düzenine karşı örgütlenen gençlik; bu düzenin mezar kazıcısı olan demokratik halk devriminin öz gücü işçi sınıfının tarihsel mücadelesinden kopmaz, kopamaz. 1 Mayıs, sıradan bir gün değil; sömürüye, zulme ve gericiliğe karşı verilen kavganın en somut ifadesidir.

Ülkemizin içinde bulunduğu sendikalar faciası ortamında 1977 1 Mayıs’ının örgütleyiciliğinden, ülkemizin bop çerçevesinde bölünmesi için AKPgiller iktidarıyla işbirliği içinde olan Amerikancı burjuva Kürt hareketinin güdümünde bir sendikacılık anlayışına dönülmüştür. Sevrci-Soytarı Sahte Sol ise Taksim Vatanından kaçışlarını yani ihanetlerini bu sendikaların peşine takılarak veya başkaca meydanlarda “kutlama, festival ve eğlenceler” düzenleyerek örtbas etmeye çalışmaktadır. İşte bunlar “Kaçkınlar Cephesi”dir.

Geçmişte; 1 Mayıs’ta 1977’de işçi sınıfının örgütlülüğünü kriminalize etmek amacıyla Kontrgerilla-MİT-Emniyet işbirliğiyle alçakça ateşlenen makinalı silahlarla katledilen 34 işçinin kanlarıyla işçi sınıfımızın Vatanı olan Taksim Meydanı yalnızca bir meydan değil, bir mücadele simgesi hâline gelmiştir. Bugün de gençlik olarak görüyoruz ki; işçi sınıfının birliğini bölmeye çalışan, mücadeleyi dar alanlara sıkıştırmak isteyen anlayışlar hâlâ varlığını sürdürmektedir. Para babaları iktidarı aynı sebepten 1 Mayıs’a ve Taksim Vatanımıza keyfi yasak kararları koymaktadır.

Ancak bizler, mücadeleyi sınırlayan değil büyüten, geri çeken değil ileri taşıyan bir çizgideyiz. Bizler Vatanı Terk Etmeyenler cephesindeyiz. Bu nedenle 1 Mayıs’ın gerçek adresi tartışmaya kapalıdır: Taksim’dir.

1 Mayıs’ta Taksim’deyiz!

Taksim vatandır!

Taksim 1 Mayıs Alanıdır!

18.04.2026

HKP Gençliği

15 Nisan 2026 Çarşamba


 

Artık AKPGiller İktidarında Eğitim Hakkı Can Güvenliği Pahasınadır!

Sevgi ve saygıdeğer halkımız; ülkemizin başına gelmiş en büyük kötülük, yüzyılın ve hatta binyılın felaketi AKPgiller eğitim yuvası ve öğrenci gençliğin ikinci evi olması gereken okullarımızda ne yazık ki bugün bizlere güvenli ve sağlıklı bir ortam sunmamaktadır. Ülkemizi adım adım işleyerek içine düşürdükleri; çürümüş ve insani değerlerden uzak toplum yapısı da günbegün sorunlu nesiller yaratmaktadır.  

Bunların bir sonucu olarak: 14 Nisan Salı günü Şanlıurfa Siverek’te, 15 Nisan Çarşamba günü ise Kahramanmaraş’ta arka arkaya yaşanan okul saldırılarına şahit olduk. Bu olaylarda açıkça görülmüştür ki; laik cumhuriyet düşmanı, tarikat müridi Yusuf Tekin’in MEB’i ve AKPgillerin eğitimde benimsedikleri modelde öğrencilerin can güvenliği gözardındadır. Yani en temel haklardan olan eğitim hakkından faydalanmak istiyorsak, bu hakkı kullanışımız ölümümüze sebep olabilir. Hem de ölümümüz aynı okulda beraber eğitim gördüğümüz bir akranımızın elinden olabilir. İşte bu özünde insanlığa düşman olan iktidarın hakimiyetinde büyüyen nesiller, maruz kaldıkları sosyal çevreden yani toplumumuzdan bunu edinir durumdadır. Evinde ailesinden öğrendiği silahla, sokakta topluma aşılanan nefretle, okulunda gördüğü bilimsellikten uzak, ezberci, düşünmekten alıkoyan eğitimle kendi akranlarının canına kıyacak noktaya geliyor çocuk yaşta insanlar.

Değerli halkımız; işte toplumumuzun aldığı hal budur. Bizler tüm insanlığımızla kabullenemiyoruz böyle bir toplumda yaşamayı. Ve toplumsal ileri gidişin öncülüğünü ve örgütleyiciliğini kendine görev edinmiş Halkın Kurtuluş Partililer olarak, ortaçağcı-gerici AKPgiller iktidarını tarihin çöplüğüne göndermek için mücadelemizi sürdürüyoruz. Devrimci Demokratik Halk iktidarımızı kurup, çocuklarımızı ve öğrenci gençliğimizi; sağlıklı, güvenli, parasız, bilimsel ve laik eğitim hakkına kavuşturacağız. Tüm halkımızı insanlığımıza yaraşır olan bu düzene kavuşmak için, geleceğimiz olan çocukların okullarda ölmemesi için Halkın Kurtuluş Partisi saflarında mücadeleye çağırıyoruz.

Okullarda Ölmek İstemiyoruz!

Çocukların Katili Sermaye Düzeni!

Gün Gelecek, Devran Dönecek, AKP Halka Hesap Verecek!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

15.04.2026

HKP Gençliği

30 Mart 2026 Pazartesi


 

“Katil ABD Ortadoğu’dan ve Ülkemizden Defol” diyemeyenler,

“Hoşt Amerika Puşt Amerika!”, “Yankee Go Home!” sloganını haykıramayanlar,

Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve Yoldaşlarını anamaz,

ON’lara sahip çıkamaz,

ON’ların devamcısı olamaz,

ON’ların Kahramanlıklarını Sömüremez!

 

Peki, kimler Mahir Çayan ve Yoldaşlarının meşru tek devamcısıdır?

Gerçekten kimler sahip çıkabilir ON’lara?

Kimlerin, Kahraman on Devrimciyi, ON’ların kahramanlıklarını sömürmeden anmaya hakları vardır?

Mahirler gibi, Denizler gibi, Onbeşler gibi,

Kıvılcımlı Usta gibi,

Kıvılcımlı Usta’dan bayrağı devralan Nurullah Efe ve Yoldaşları gibi;

Yiğitçe, mertçe, doğrudan, hiç hesap kitap yapmadan, hiç sonunu düşünmeden,

İnsan Soyunun Başdüşmanı ABD ve AB Emperyalistleriyle ve onların Türkiye’deki müttefiki satılmış Parababalarıyla bıkmadan, korkmadan, yılmadan mücadele eden, Cesaret Vatanına sahip Gerçek Devrimciler, İkinci Kurtuluş Savaşçıları HKP’lilerdir, Mahir ve Yoldaşlarının meşru tek devamcısı.

Dünyadaki bütün kötülüklerin anası ABD Emperyalist Haydudunun Ortadoğu’yu Bekçi Köpeği Siyonist İsrail ile birlikte kan gölüne dönüştürdüğü, İran Halkının üzerine bombalar yağdırdığı, Ortadoğu’nun ve ülkemizin parçalanması anlamına gelen yani Türkiye açısından Yeni Sevr demek olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) hızlıca yaşama geçirildiği bugünlerde; “‘Katil Amerika, Ortadoğu’dan Defol!’ diyemeyen her siyasi, her aydın, her akademisyen, her televizyoncu, her gazeteci ya gafildir, ya korkaktır, ya satılmış haindir!”, diyebilen HKP’nin ON’lara sahip çıkmaya, ON’ları anmaya hakkı vardır.

Mahir Çayan mahkemelerdeki savunmalarında şöyle demiştir:

“Seçtiğimiz yol, Gazi Mustafa Kemal’in açtığı yoldur.

“O’nun başlattığı Anadolu İhtilali’nin yoludur.

“Parolamız, ‘Ya İstiklal Ya ölüm!’

“Hedefimiz, ‘İstiklal-i Tam Türkiye’dir.”

İşte biz HKP’liler olarak, Mahir ve Yoldaşlarını Mustafa Kemal’in “Ya istiklal Ya Ölüm” parolasını benimsedikleri, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Mustafa Kemal’in açtığı yoldan mücadeleyi devam ettirdikleri için anıyoruz.

Kuvayimilliyeci Atalarımıza ve Önderlerine sahip çıkan Gerçek Vatanseverler olarak ON’lara; Ermeni Soykırımı Emperyalist Yalanına karşı oldukları, Kuvayimilliyeci Atalarımızı soykırımcı olarak görmedikleri, o yiğitleri savundukları için sahip çıkıyoruz.

Gerçek TKP'nin kurulduğu 1920'den bugüne bilimli-bilinçli-inançlı-kararlı mücadelesinden milim sapmayan, her söylediğinin, her pratiğinin arkasında duran, Gerçek TKP'nin en genç kurucusu olan Hikmet Kıvılcımlı Usta'nın düşünce evlatlarından oluşan Halkın Kurtuluş Partisi olarak, Mahir ve Yoldaşlarını;

İnsan soyunun en büyük düşmanı ABD Emperyalistlerine ve onların yerli işbirlikçilerine ve ortaklarına karşı mücadele yürüttükleri için,

İnsanlığı Ortaçağ karanlığının Ümmetçilik Konağına götürüp oraya hapsetmeye çalışan ve Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza karşı Emperyalist Yedi Düvele hizmet eden Ortaçağcı Gericiliğin temsilcilerine karşı oldukları için,

Malazgirt’ten İstanbul’un Fethine, Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızdan bugüne kadar en kritik momentlerde hep birlikte mücadele eden, bin yıldır kardeşleşen, etle tırnak gibi kaynaşan Türk ve Kürt Halkının Kardeşliğini savundukları için savunuyoruz.

Biz ON’ların Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist mücadelelerini, Yurtseverliklerini Halkseverliklerini, Mustafa Kemalci duruşlarını, insanlığın kurtuluşu uğruna kendilerini feda edişlerini, yiğitliklerini sahipleniyoruz.

ON’lar Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın da 17 yaşında elde tüfek savaştığı, bileğinin hakkına Köyceğiz Kuvayimilliye Askeri Komutanlığına yükseldiği Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın savunucularıydılar.

ON’lar, Emperyalist Yedi Düvelin ağızlarına kolay lokma olsun diye ülkemizi parçalara bölen emperyalist proje Sevr’e karşıydılar.

ON’lar Türkiye Devrimi’nin Önderi Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’dan etkilenerek kendilerini İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak adlandırıyorlardı.

İşte bizler İkinci Kurtuluş Savaşı uğruna yaşamlarını ortaya koydukları ve kendilerini İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak adlandırdıkları için Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kâzım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna ve Saffet Alp’i anıyoruz.

“Vatan aşkını söylemekten ve gereğini yapmaktan korkar hale gelmektense ölmeyi yeğ tut”mayı mücadelesinin merkezine koyan Halkın Kurtuluş Partisi olarak, Denizler’e, Mahirler’e, Genel Başkan’ımız Nurullah Efe’nin de önderlerinden biri olduğu 68 Kuşağının Antiemperyalist ve Mustafa Kemalci tüm devrimcilerine sahip çıktık ve her zaman da sahip çıkmaya devam edeceğiz. 

Ant olsun ki Türkiye Devrimi’nin Önderi Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın ve Denizler’in, Mahirler’in uğruna hayatlarını adadığı davayı zafere ulaştıracağız.

Tüm dünyayı ve ülkemizi kan gölüne çeviren, BOP’u yani Yeni Sevr planlarını uygulamaya sokan, kardeş halkları birbirine düşürmeye çalışan ABD ve AB Emperyalistlerini ve onların yerli işbirlikçilerini ülkemizden bir daha geri gelmemek üzere göndereceğiz.

ON’lar için yakılan türküde söylendiği gibi:

Dere böyle durulmaz,

Gence kurşun vurulmaz,

Sanma zalım olandan

Birgün hesap sorulmaz!

Denizler’i astıran, Mahirler’i Kızıldere’de katlettiren, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Faşist Darbelerini yaptırtan ABD Emperyalistleri ve onların Süper NATO’sundan ve bu alçaklara ruhlarını gönüllüce satan yerli işbirlikçilerden hesap soracağız.

Ne diyor Gülten Akın ON’lar için yazdığı şiirinde?

Öyle bir çağa düştük ki dostlar,

Durmadan göğekin biçiyorlar.

Ölümden geçilmiyor

Ölümlerin Devrimcilerden, Vatanseverlerden, Halkseverlerden yana olmadığı, gencecik fidanlarımızın toprağa düşmediği günlerin adı olan Devrimci Demokratik Halk İktidarının kurulması içindir mücadelemiz.

ON’lara sözümüzüdür:

Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı zafere ulaştırıp Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracağız. Ve Sosyalizmi zafere ulaştıracağız.

 

Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşı’mız!

Yaşasın Sosyalizm!

 

30 Mart 2026

Halkın Kurtuluş Partisi
Genel Merkezi


 

18 Mart 2026 Çarşamba


 

MAZLUM ULUSLARIN UMUT KAYNAĞI

ÇANAKKALE ZAFERİMİZİ YARATAN GENÇLİĞİN RUHUNU

YAŞATACAĞIZ!

Birinci emperyalist paylaşım savaşında batılı emperyalistleri bozguna uğratan, tüm mazlum ulusların emperyalizme karşı ilk zaferi ve umut ışığı Çanakkale zaferimizi 111. Yılında selamlıyoruz.

Çanakkale’de; okullarını bırakıp cepheye koşan öğrenci gençlik, kilometrelerce uzaktaki köyünden düşmana karşı cephenin yolunu tutan köylü gençlik vatan toprağını emperyalistlere çiğnetmemek için canıyla kanıyla ve çok kısıtlı askeri olanaklarıyla savaşarak tarihte ilk olan emperyalistlerin yenilmez denen donanmalarını yenerek bu şanlı zaferi inşa etmiştir.

Bugün ise 111 yıl önce Çanakkale’yi geçemeyen emperyalistler, ülkemizde ve ortadoğuda mazlum halklara karşı katliamlara ve zulümlere girişmektedir. Bizler, Türkiye devriminin önderi ustamız Hikmet Kıvılcımlı’nın “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek yeğdir.” sözünü şiar edininen HKP Gençliği olarak, Emperyalizme, yerli işbirlikçilerine ve ortadoğudaki mazlum halklara yönelik saldırılarına karşı Çanakkale cephesindeki anadolu gençliğinin gözü kara, yılmak bilmez, canı pahasına verdiği savaş ruhuyla devrimci,  demokratik halk cephesini örme ve insanlığı hakettiği insanca bir yaşama yani sosyalizme ulaştırma mücadelemizi yürütüyor ve savaşıyoruz.

Çanakkale zaferini inşa eden yurtsever gençlik ruhu ve antiemperyalist, devrimci gençlik mücadelesi bugün biz HKP Gençliğinin ellerindedir. 111 yıl önce bozguna uğrattığımız emperyalistleri ve yerli işbirlikçilerini yeniden ve geri dönülmeyecek şekilde tarihin çöplüğüne süpürene kadar mücadelemiz bulunduğumuz her alanda; okulumuzda, iş yerimizde, köyümüzde devam edecektir!

Yaşasın Çanakkale Zaferimiz!

Çanakkale Geçilmez, Örgütlü Halk Yenilmez!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

HKP GENÇLİĞİ

18.03.2026

16 Mart 2026 Pazartesi


16 Mart Beyazıt Şehitleri Ölümsüzdür

ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının ve Yerli İşbirlikçilerinin

Halkımıza Çektirdiği Acıların Hesabını Soracağız


Selam Olsun Bizden Önce Geçene, Selam Olsun Savaşırken Düşene!

Selam Olsun Beyazıt Şehitlerine!

Sevgili Halkımız;

16 Mart 1978 tarihinde yani tam 48 yıl önce bugün, 7 devrimci namuslu yurtsever genç Beyazıt Meydanı’nda, Eczacılık Fakültesi önünde, Süper NATO’nun, Gladio’nun, Kontrgerilla’nın siyasi parti formundaki paramiliter bir cinayet örgütü olan MHP tarafından tezgahlanan haince bir saldırıda katledildiler. Ki bu hain, kanlı örgüt ve Onun Ülkü Ocakları; 1967’den bu yana 3 bini biz devrimcilerden, 2 bini de kandırıp tuzaklarına düşürdükleri ve ülkücü olarak adlandırdıkları gençlerden oluşmak üzere toplam 5 bin Türk gencinin canına kıymıştır.

Neden yapıldı bu kanlı katliam ve Kahramanmaraş, Çorum, Sivas, Kayseri, Bahçelievler, Balgat Katliamları?

Birinci Kuvayimilliyenin devamı olan 27 Mayıs 1960 Politik Devrimi’nin bütün kazanımlarını ortadan kaldıracak olan 12 Eylül Faşist Diktatörlüğüne zemin hazırlamak için yapıldı bu kanlı katliamlar.

Ustamız Hikmet Kıvılcımlı 56 yıl önce, “Finans- Kapital kanlı bir öç almak istiyor. 27 Mayıs’ı yaralayanlar onu öldürmek istiyor.” demişti. İşte 12 Mart Faşist Diktatörlüğü ile yaraladıkları 27 Mayıs Politik Devriminin ürünü, Cumhuriyet tarihinin en ileri Anayasası olan 61 Anayasasını öldürmek için 5 bin Türk Gencinin, Aydınlarımızın canına kıyıldı.

Peki neydi 27 Mayıs Politik Devriminin ve 61 Anayasasının Kazanımları?

Halka sınırlı da olsa özgürlük ve demokrasi getirdi. Düşünce ve örgütlenmenin önündeki engelleri, yasakları bir ölçüde de olsa kaldırdı 27 Mayıs Politik Devrimi.

27 Mayıs, Sosyalizmi özgür kıldı… Sosyalist düşünce ve örgütlenmeyi… 1963’te Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruldu. Marksist klasikler Türkçeye çevrildi, geniş kitlelerce okundu, benimsendi… Sosyalist Gençlik, sosyalist aydınlar, işçiler yetişti. Sosyalist Güçler hızla gelişmeye başladı…

1963’te yeni demokrat bir İş Kanunu, buna uygun Grev ve Toplu Sözleşme Kanunları kabul edildi. Gerçek Sınıf Sendikacılığının yolu açıldı. İşçi Sınıfımız örgütlenme ve hak arama özgürlüğüne kavuştu.

Anayasanın getirdiği haklar çerçevesinde, iktidarların kanunsuzluklarını, keyfi davranışlarını yasal kılıfa büründürme girişimlerini engellemek için Türkiye’de ilk kez Anayasa Mahkemesi kuruldu…

Ancak ABD Emperyalizmi nerede bir ilerici hareket olursa onu yok etmek, ortadan kaldırmak ister. Emekçi Halk yığınların bilinçlenmesi ve örgütlü mücadeleye atılması ile sonlarının geleceğini bilen ABD ve AB Emperyalist Haydutları, Soldan esen rüzgârları kesmek için, Süper NATO’nun, Gladio’nun, Kontrgerilla’nın siyasi parti formundaki paramiliter bir cinayet örgütü olan MHP’yi kurdurdular, Yerli İşbirlikçilerine. Kanlı katliamlar bu kanlı örgüt eliyle gerçekleştirildi.

16 Mart Beyazıt Katliamı; ABD Emperyalist Haydutlarının aşağılık amaçlarına ulaşması için tezgâhladıkları katliamlarındandır.

O gün İstanbul Üniversitesi’nden topluca çıkan devrimci, demokrat öğrencilere, Kontrgerilla’nın eğittiği MHP’li faşist çeteler önce bombayla ardından taramalı silahlarla saldırmışlar ve 7 devrimci öğrenciyi, Cemil Sönmez, Hatice Özen, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt’u katletmişlerdir.

Sadece MHP’li faşistler tarafından mı gerçekleştirilmiştir bu katliam? Hayır. O gün yani 16 Mart 1978 günü normalde 30-40’tan aşağı olmayan polis sayısı o gün 8-10 polis arasındadır. Normalde arka kapıdan çıkan devrimci öğrenciler o gün faşist çetelerin beklediği ana kapıdan çıkarılmıştır. Yani bu bize açıkça gösteriyor ki o günkü katliam ABD-AB Emperyalistleri tarafından planlanan ve resmi-sivil faşistlerin iş birliğiyle gerçekleştirilen bir olaydır.

Ama bu tür haince saldırılar, katliamlar Jöntürk Gelenekli, isyan huylu Devrimci Gençliğimize geri adım attıramaz, sindiremez, korkutamaz. Şanlı Gezi İsyanımızda, 19 Mart Eylemlerinde kanıtladı bunu Aydın Gençliğimiz. İkinci Kurtuluş Savaşımızın neferleri Gençliğimiz; Türkiye Devriminin Ustası Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi “Görev yapıyorduk, muhallebi değil… Görev yapmada çok iyi biliyoruz; vurmak da vardır, vurulmak da. Hepsi vız gelir ve de gelmelidir” diyerek savaşıyor, savaşmaya devam edecek.

16 Mart biz devrimciler için sadece Beyazıt Katliamı değildir. Ortadoğu’nun dört bir köşesinde Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında eylemler ve saldırılar yapan eli kanlı casus örgütü CIA 16 Mart 1988’de Halepçe Katliamı’nı tetikleyerek binlerce masum insanı katletmiştir. Dönemin Irak Hükümeti tarafından, ABD’den temin edilen zehirli gaz bombalarıyla bombalanan çoluk çocuk, kadın, erkek, yaşlı demeden 5.000 Kürt insanımız tüm dünyanın gözleri önünde katledilmiştir.

Ve o günden bugüne hem Irak hem de tüm Ortadoğu Halkları gün yüzü görmedi. Emperyalistlerin Ortadoğu’yu ve ülkemizi bölüp parçalama planı olan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), ABD-AB Emperyalizmine ve Siyonist İsrail’e karşı olan tüm Ortadoğu’daki devletlere karşı uygulanmaya başlandı. Libya’da, Mısır’da, Tunus’ta, Suriye’de kendisine karşı olan iktidarları indirip yerine Ortaçağcı, Gerici kukla iktidarlar getirildi. Şimdi aynısı İran’a yapılmak isteniyor. Ne acıdır ki sıra Türkiye’de. ABD Emperyalist Alçağı son sıraya Türkiye’yi koydu ve artık açıkça da dillendiriyorlar.

Dünyanın baş haydutu ABD ve AB Emperyalistleri Irak’ta, Hiroşima’da, Vietnam’da, Türkiye’de, Suriye’de, Yugoslavya’da, Venezuela’da, Küba’da, İran’da ve dünyanın birçok yerinde yaptıklarının bedelini er geç ödeyecektir. Onlarla birlikte tüm dünyada ve Türkiye’de ABD Emperyalizmine onurunu, ruhunu satmış işbirlikçiler de hesap verecektir.

Sevgili halkımız, 3 gün sonra bildiğiniz üzere Jöntürk Gelenekli, Yıldırılamaz Gençliğimizin yaktığı 19 Mart isyan ateşinin birinci yıldönümü. Beyazıt Katliamından 47 yıl sonra ABD-AB Emperyalistlerinin işbirlikçisi AKP’giller’in barikatları, 7 Yurtsever, Devrimci Gencimizin şehit düştüğü Beyazıt’ta yıkıldı. HKP Gençliği de 19 Mart mücadelesinde üzerine düşen görevi yerine getirmiş, alanlarda, ablukalarda her türlü zulme karşı direnmiştir.

Ne diyor Nazım Hikmet’in o güzel şiirinde:

“Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar,

Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.,

Safları sıklaştırın çocuklar,

bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”

HKP Gençliği olarak, ABD-AB Emperyalist Haydutlarının ve onlara yancılık eden yerli işbirlikçilerinin yaptığı katliamların hesabını soracağız. Mustafa Kemal Önderliğinde savaşan Kuvayimilliyeci Atalarımızın yaptığı gibi Emperyalist Çakalları ve onların işbirlikçilerini, bu sefer bir daha geri gelmemek üzere, “Geldikleri Gibi Göndereceğiz.”

Gençliğimizin mücadelesini işçi sınıfımızın saflarında, işçi sınıfımızla omuz omuza veriyoruz. Ant olsun ki işçi sınıfımızın mücadelesini zafere ulaştıracağız, Demokratik Halk Devrimini gerçekleştirip Sosyalizm bayrağını göndere çekeceğiz!

 

Kahrolsun MİT-CIA-Kontrgerilla!

Yasaşasın Gençliğin Devrimci Mücadelesi!

Kahrolsun AB-D Emperyalizmi!

Yaşasın Halkların Kardeşliği, Yaşasın Sosyalizm!

Beyazıt’ın Hesabı Sorulacak!

Halepçe’nin Hesabı Sorulacak!

Yaşasın 19 Mart!

 HKP Gençliği

16 Mart 2026
 

11 Mart 2026 Çarşamba


 

GEZİ’DE DÜŞENE DÖVÜŞENE BİN SELAM

Berkin Elvan, Şanlı GEZİ İsyanımız günlerinde dönemin AKP-Fetö ortaklığının kadrolarından oluşan kolluk kuvvetleri tarafından Okmaeydanı’ndaki evinden ekmek almaya çıktığı esnada canice ateşlenen bir gaz fişeği kapsülüyle vurularak ağır yaralanmıştı.

Yoğun bakımda 269 gün sürdürdüğü yaşam savaşını 12 yıl önce bugün 11 Mart 2014’te kaybetti. Berkin’i katleden, başta AKPgiller iktidarı gelmek üzere ABD-AB Emperyalizminin yerli işbirlikçileri cephesi Berkin üzerinden GEZİ’ye saldırmaya kalktılar. Bu haklı ve meşru isyana kara çalmaya kalktılar, Berkin’in ailesine tehditler savurdular. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, şehitlerimizin kanıyla kızıllaşmış ve ülkemizin 80 şehrinden her yaştan yurttaşlarımızın desteğiyle büyümüş böylesine kitlesel bir halk isyanını kimse karalayamaz!

Berkin’e söz! Bu yüzyılın felaketi zulüm iktidarını ortadan kaldırana kadar ve katillerinden hesap sorana kadar mücadelemiz devam edecek!

Şan Olsun GEZİ’ye! Şan Olsun GEZİ Şehitlerimize! Şan Olsun Berkin’e!

Berkin Elvan Ölümsüzdür!

 HKP GENÇLİĞİ

11.03.2026

3 Şubat 2026 Salı

Tarikatçı Karanlık ve Emperyalist Çürüme Aynı Düzenin Ürünüdür!


Sevgi ve Saygıdeğer Halkımız

Yıllardan beri, her türlü insani değeri ayaklar altına almış, yüzbinlerce masum insanın kanını dökmüş ADB Emperyalizminin ve uluslararası parababaları düzeninin aşağılık ve insanlık dışı davranışlarından birine daha şahit olduk.

Epstein dosyasıyla tüm dünya emperyalistlerin kirli yüzünü bir kez daha görmüştür . Faşist Bunak Trump, eski Amerikan başkanları ve Türkiye’den ise Rixos otellerinin sahibi, AKP’ye yakınlığı ile bilinen Fettah Tamince’nin de içinde bulunduğu, insanlıkla bağı kalmamış bu acınası varlıklar; bütün dünyanın gözü önünde, gün yüzü görmemiş küçücük çocuklara tecavüz etmiş ve hatta onların etlerini yemişlerdir.

Kahraman gerilla Che Guevara’nın deyişiyle, insan soyunun baş düşmanı haydut devlet ABD ve dünyanın dört bir yanından işbirlikçileri, yandaşları böylesine vahşilikleriyle yoksul ülkeleri sömürmekle kalmayıp aynı zamanda fiili olarak kendi ülkelerinden ve sömürgeleştirdiği ülkelerden kaçırdıkları çocukların canına kıymaktadır. 

Değerli halkımız, ülkemizde de Yüzyılın Felaketi AKP iktidarının ortaçağcı gerici yığın örgütleri olan tarikatları, cemaatleri bu sapıkça faaliyetleri aynı şekilde sürdürmektedir. Üstüne üstlük insanlarımızın hassas noktalarından biri olan inanç özgürlüğüne saldırarak, dini kendi pislikçe dürtüleri çıkarında kullanarak sürdürmektedir. Yani yerli-yabancı ortakları ve yandaşlarıyla bir bütünün parçalarıdır bunların hepsi. 

Emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin gözlerimizin önündeki bu alçakça, sapıkça, insanlık dışı hareketlerine karşı; Antiemperyalist, AntifeodalAntişovenist bir mücadele ile bu vahşiler, zalimler, sapıklar düzenini tarihin çöplüğüne göndermek biz devrimcilerin görevidir. HKP Gençliği bu bilinçle mücadelesini sürdürecektir. 

KURTULUŞ PARTİSİ GENÇLİĞİ

3 ŞUBAT 2026 

13 Ocak 2026 Salı

Mesem’in Çocuk Emeğinin Sömürüsü Olduğunu Kavrayalım


 Günümüz Türkiye’sinin kahredici bir gerçeği; MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi). Bu sömürü aracına “çocuk işçiliğini yasallaştırma merkezi” demek çok daha doğru olacaktır. MESEM dediğimiz şey aslında çırak yetiştirme programıdır ama gerçek; çocuk işçi çalıştırılmasıdır. Mesleğe atılarak ailesinin omzundaki yükü bir an önce hafifletmeye mecbur edilen gençlere, süslenerek sunulmakta olan ucuz iş gücü çarkıdır.

Buraya giden gençler aslında bir meslek sahibi olmak için giderler. MESEM’e giden gençlerin genelde eğitim seviyesi düşüktür. MESEM’in en önemli tercih sebeplerinden biri de budur; derslerden kalan gençler “bari işimi öğreneyim” düşüncesiyle MESEM’e yönlendirilir. Fakat MESEM’in ana amacı burjuvaziye ucuz iş gücü sağlamaktır. Bu sebeple MESEM’e giden gençler, kapitalizmin çarkları arasında unutulur giderler. Bu tuzak, devletin mesleki eğitim alanında kullandığı bir numaralı silah haline gelmiştir.

Mesleki eğitim gören gençlerimiz Anadolu liseleriyle 9. ve 10. Sınıfa kadar ortak program yürütürken; 11. ve 12. Sınıfta ders programları ayrılır ve görece daha az sınıf dersi, daha çok atölye dersi görmeye başlarlar. 9. veya 10. Sınıfta derslerini toparlayamamış öğrenci 11. ve 12. Sınıfta iyice yıpranır; bu sebeple MESEM tuzağı onun için daha iyi bir seçenek haline gelir. Tekelci kapitalizmin en gerici halinin çürüttüğü eğitim sisteminin, onu yarattığı eşitsizliklerin altında kalan halk çocukları için de MESEM daha iyi bir seçenekmiş gibigörünür.

Şimdi MESEM seçecek öğrencinin ruh halini anlayalım: Akademik anlamda başarılı değilseniz, ya da Üniversite Sınavına hazırlık için ekonomik yetersizlikler sebebiyle dershanelere gidebilecek, özel ders alabilecek durumda değilseniz ve eğitiminize de devam etmek istiyorsanıMESEMe neden katılmayasınız ki? Hem maaş alacaksınız hem işinizi öğreneceksiniz hem de belge alacaksınız. Maalesef işler böyle olmuyor; çalıştığınız yerdeki ustaları izleyerek öğrenmeniz gerekiyor. Kimse size işi öğretmeye çalışmaz, işi başından aşkın olan ustalar kendi işlerini yaparlar.

Çalıştığınız iş dalındaki işçiler kadar maaş beklemeyin. Hatta maaşınız asgari ücretin altında olacak. “E zaten çırağım, az maaş almam normal” demeyin; çünkü burjuvazi sizin emeğinizi olabildiğince sömürmek ve bununla ters orantılı olarak maaşınızı olabildiğince az vermek istiyor. Bunlardan ayrı olarak dersleriniz kötüyse geçmiş olsun; haftada 4 gün iş, 1 gün okul yapacaksınız. “E o programa uygun ders ağırlığım olur” demeyin; çünkü okul günü, yorulan vücudunuz için mükemmel bir yatak olacak.

Bununla beraber iş yerinde ölme ihtimaliniz çok yüksek. Burjuvazinin almadığı önlemler ve size düzgün verilmeyen iş güvenliği dersleri yüzünden bir makineye kapılıp uzuvlarınızdan veya daha kötüsü canınızdan olabilirsiniz. Türkiye’de 2013’ten beri 770 çocuk işçi iş cinayetlerine kurban gitti; bunlardan biri siz de olabilirsiniz. Muhtemelen öldükten sonra patrona biraz para cezası verilecek, sizin yerinize başka bir çocuk işçi alınacak.

Kısacası MESEM denen çocuk işçi programı, burjuvazinin çocuk işçiliği yasallaştırmasının en iyi yoludur. Fakat bu devran böyle sürmeyecek; halk iktidarında çocuk işçilik yasaklanacak. Çocukların ve gençlerin burjuvazinin elinde değil, okullarında güvenli ve öğretici mesleki eğitim almaları sağlanacaktır.

23 Kasım 2025 Pazar

Gençliğin Hakkı Barınamamak, Geçinememek Değil İnsanca Koşullarda Yaşamaktır!

Hkp Gönüllüsü Ol! 

https://www.hkp.org.tr/hkp-gonullusu-ol/



Türkiye Gençliği yıllardır Parababalarının yarattığı Kanser Düzeninde ve bu düzenin kaçınılmaz sonucu olan İşsizlik-Pahalılık-Zam-Zulüm cehenneminde acılar çekiyor, açlıkla, işsizlikle, barınma ve geçim derdiyle boğuşuyor. Bu sömürüsoygun düzeninde Gençliğimizin bir geleceği yok. İşsiz gençlerimiz, işçi gençlerimiz, üniversitelerde okuyan gençlerimiz yaşamın her alanında azgın bir sömürüye tabi tutuluyorlar.

Bütün bunlar yetmiyor, bütün sınavlarda gençliğimizin emeği gasp ediliyor. AKP’giller’e yandaş eğitim kurumlarında okuyanlara LGS sınavı öncesinde verilen sorular, Merkezi Sınavlara karıştırılan hileler, yaşanan usulsüzlükler; ile gençliğimizin emeğinin, yarınlarının, hayallerininçalınmasıdır.

Ortaçağcı AKP’giller tarafından bütün eğitim sistemimiz bilimsellikten uzaklaştırılıp, Ortaçağcılaştırıldı. İlkokuldan üniversitelere bütün Eğitim-Öğretim Kurumlarımız adım adım, Dindar ve Kindar bir nesil yetiştirmeye odaklı PeşaverMedreselerine dönüştürülüyor.

Liseli gençlerimize AKP’giller İktidarı tarafından ortaçağcı, gerici, faşist bir eğitim verilerek; Ortaöğretimdesorgulamayan, zihnini işletemeyen, biat kültürüyle doktrine edilmiş kul kişilikli gençler yetiştirilmeye çalışılıyor.