21 Ağustos 2019 Çarşamba

KYK Yurtlarına yapılan zamlarla, gençlere bir kez daha 'paranız yoksa okumayın' diyorlar


AKP'giller tarafından günden güne içinden çıkılmaz politikalarla halkımız için zulme dönen, Parababalarının kar hırsına kurban edilip ticarileştirilen, düşünüp sorgulamaya düşman Ortaçağcı'ların ellerine teslim edilip gericileştirilen eğitim sistemimizde öğrencilerin göğüs gerdiği zorluklara bir yenisi daha eklendi bildiğimiz gibi: KYK, yurtlara %20 oranında zam yaptı. AKP'giller iktidarında işçilere %8, memurlara ise %4 zam teklif edilirken, öğrenci yurtlarına ise %20'ye yakın zam yapıldı. Buna göre en düşük 168 lira olan yurt ücretleri, yapılan zamla 200 lira oldu. En yüksek 285 lira olan yurt modelindeki yatak ücreti ise 340 liraya yükseldi. 

18 Mayıs 2019 Cumartesi

100 yıl önce yanan bu ateş bugün de bu vatanın gerçek evlatlarının elinde!

Savaştığı cepheden bir emirle çağrılıp İstanbul’a ayak bastığında gördüğü manzara karşısında tek bir şey söyledi; “Geldikleri gibi giderler!”
Bunu söylediğinde tarihler daha 13 Kasım 1918’i gösteriyordu. Mondros Ateşkes Antlaşması yeni imzalanmış, işgaller hemen ardından başlamıştı, İstanbul Boğazı’na Emperyalist İşgalcilerin savaş gemileri demir atmıştı. İşte böyle bir karanlığın içinde umudu ortaya çıkaran bir söz idi, bu söz. Zaferi, savaşı daha başlatmadan kazandıran bir söz…
Bu sözden 6 ay sonra 1919’da, önce 16 Mayıs’ta Bandırma Vapuru’na bindi İstanbul’dan, 19 Mayıs günü Samsun’da idi. Yanında sayıca bir avuç silah arkadaşı vardı, umutsuzluğun ortasında umut, karanlığın ortasında ışık oldular.

9 Mayıs 2019 Perşembe

Üç fidan yaşıyor, HKP savaşıyor!



Kurtuluş Partisi Gençliği Üç Fidan’ı Mezarları Başında Andı

Kurtuluş Partisi Gençliği olarak, 6 Mayıs 1972’de 12 Mart Faşist Cuntası tarafından katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ı bedence aramızdan ayrılışlarının 47. yıldönümünde mezarları başında andık.
Üç Fidan'ın Anti-Emperyalizm’e, Anti-Şovenizm'e ve Anti-Feodalizm’e karşı vermiş olduğu mücadelenin tek ve gerçek savunucuları olan Kurtuluş Partisi Gençliği bugün saat 18:30’da Karşıyaka Mezarlığı 2 No’lu kapının önünde kortej oluşturduk.
Üç Fidan’ın mezarlarının bulunduğu yere doğru Devrim Şehitleri Ölümsüzdür”, “Emperyalistler, İşbirlikçiler, 6.Filo’yu Unutmayın!”, “Katil NATO Ortadoğu’dan Defol!”, “Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi”, “Üç Fidan Yaşıyor HKP Savaşıyor!’’, “Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşımız!” sloganlarıyla yürüdük. Denizler’in mezarları başında tüm devrim şehitleri için saygı duruşunda bulunarak basın açıklaması gerçekleştirdik. Basın açıklamasını Kurtuluş Partisi Gençliği adına Deniz Yoldaş okudu.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Katledilişlerinin 47. Yılında Üç Fidan Gençliğin Devrimci Mücadelesinde Yaşıyor


“Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”
Pablo Neruda
Bugün 6 Mayıs. Bundan tam 47 yıl önce, üç yiğit devrimci, üç gözü kara delikanlı katledildi. 68 Kuşağının Üç Fidanı, 12 Mart faşist darbesinin mahkemeleri tarafından idam edildi. Üç kızıl karanfilimiz Deniz, Yusuf, Hüseyin Yoldaşlarımız, darağacına giderken dahi mücadelelerinin haklılığından asla tereddüt etmediler. Çünkü biliyorlardı; katledilen sadece bedenleriydi, düşünceleri asla yok olmayacaktı. Çünkü onlar Türkiye Halklarının kurtuluşu için mücadele ediyorlardı. Ve biliyorlardı; insanlığın kurtuluş davasına kendini adayanların asla ölmeyeceğini.

2 Nisan 2019 Salı

ON’ların mücadele bayrağı Kurtuluş Partisi Gençliği’nin ellerinde dalgalanıyor




Ankara 
47 yıl önce bedence aramızdan aldılar. Toprağa karışınca yok olur gider sandılar. Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere Köyü’nde Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kâzım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Saffet Alp, yani ON’lar 12 Mart Faşizminin gorilleşmiş generalleri tarafından katledildiler.
ON’ların yolundan gitmek isteyenlere ders olur sandılar. ON’ların adlarını kimse ağzına almaz, unutulur gider diye düşündüler ama İnsanlığın Kurtuluş Mücadelesinde kendi bedenini feda eden Devrimciler unutulmazlar! Unutturulmazlar! Anıları, mücadeleleri kendilerinden sonra gelecek olan halkların, halklara önderlik eden devrimcilerin mücadelelerinde yaşamaya devam ederler.

30 Mart 2019 Cumartesi

On’lar Halkların Kurtuluş Mücadelesinde Ölümsüzleştiler!

Evet, ölümsüzleştiler diyoruz. Çünkü bizler biliyoruz ki ömürlerini Halkların Kurtuluş Mücadelesine adayanlar, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” şiarıyla Sosyalizm için mücadele edenler ve yoldaşlarını idamdan kurtarmak için gözlerini bile kırpmadan ölüme gidenler, tabiî ki ölümsüzdürler.
Eninde sonunda bu kanser düzeni yıkılacak. İnsanlık Altın Çağ adını verdiği ve yaklaşık 1 milyon 7 yüz bin yıl süren İlkel Komünal Toplumda nasıl kardeşçe yaşamışsa, yine insanın insanı ezmediği, sömürmediği o Altın Çağları bu sefer bilinciyle yeniden yaşayacak. İşte o zaman insanlık, ne insanlığı karanlığa götürmeye çalışan Ortaçağcı gericileri, ne yerli yabancı Parababalarını, ne Kontrgerilla güdümünde devrimci kanı içmeye yeminli faşistleri, ne de kendi çıkarları uğruna milyonlarca masum insanın kanına susamış ABD-AB Emperyalistlerini anmayacak. O kutlu gün geldiğinde insanlık, insanlığın tek bir Sosyalist aile gibi yaşayacağı günler için mücadele eden, kendini bu mücadeleye adayan On’ların isimlerini ve mücadelelerini anacak ve unutmayacak.

16 Mart 2019 Cumartesi

16 Mart Beyazıt ve Halepçe Katliamlarını unutmayacağız!


16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nde okuyan devrimci öğrencilere karşı CIA güdümlü hainlerin planladıkları ve eli kanlı faşistlerin alçakça gerçekleştirdikleri Beyazıt Katliamı'nın üzerinden tam 41 yıl geçti. 

Peki, 16 Mart 1978 günü yaşananlar tam olarak neydi? 
1977 1 Mayıs'ındaki katliamdan sonra, özellikle üniversitelerde devrimci öğrencilere yönelik saldırıların iyice vahşileştiği, kampüslere polislerin doldurulduğu o günlerde devrimci öğrenciler, faşistlerin ve polislerin kıskacına alınmak istenmişti. Bunun üzerine devrimci öğrenciler 1 Mart 1978'den itibaren okula toplu halde giriş-çıkış yapma kararı almıştı.

14 Şubat 2019 Perşembe

Ortaçağcılar sanat-halk düşmanlığında sınır tanımıyor!

Gericilikte kimsenin eline su dökemediği Yeni Akit adlı tetikçi gazete, yine her zaman olduğu gibi kusursuz bir şekilde ‘tetikçilik’ görevini yerine getirdi. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde düzenlenen  bir sergide bulunan resimlerde annesinin yanında duran üstsüz bir çocuk görüp heyheylenen gericiler ‘sanat adı altında rezalet’ diyerek sanat eserlerini hedef gösterdi.

12 Şubat 2019 Salı

Mahirler’i anmak suç değildir!



Kurtuluş Partisi Gençliği olarak, 30 Mart 1972’de katledilen Mahir Çayan ve arkadaşlarını anmak için, 1 Nisan 2018’de Kadıköy Altıyol’da eylem yapacaktık. Ancak basın açıklaması yapacağımız yere henüz ulaşamadan kolluk kuvvetleri tarafından saldırıya uğrayıp gözaltına alınmıştık.
Bunun sonucunda “terör örgütü propagandası” yapmak suçlamasıyla çoğunluğu genç yoldaşlarımız olmak üzere 11 yoldaşımız hakkında dava açılmıştı.
Davanın ikinci duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Davada söz alan yoldaşlarımız, Mahir Çayan’ı anmanın suç olmadığını ve asıl suçluların ülkenin tam bağımsızlığını isteyen Mahirler’i ve arkadaşlarını katledenler olduğunu bir kez daha mahkeme salonunda haykırdı.

6 Kasım 2018 Salı

Bugün YÖK’ün doğum günü!



Dershaneydi, etüt merkeziydi, özel dersti derken binlerce liralık masrafa ve en az 1 yıl süren psikolojik baskıya dayanarak kazanıp geldiğimiz üniversitelerde; siyasetin ‘s’sini bile aklımızdan geçirsek kafamıza yiyeceğimiz sopanın gölgesi ve daha okula kayıt yaptırır yaptırmaz girdiğimiz borç yükü altında, mezun olduğumuzda ne iş yapacağımızı asla bilemeden yıllarımızı geçiriyoruz. Okul bitiyor, daha iş bulamadan, üstelik edindiğimiz mesleki birikimle alakalı bir iş bulup bulamayacağımızı bile bilmiyorken, “yıllardır temel ihtiyaçlarını bile zor karşılayıp yarı aç yarı tok geçinebilmek için aldığın krediyi geri öde” diye tepemize çöküveriyorlar. Kimimiz işsiz kalıp bunalıma giriyor, canına kıyan bile oluyor, kimimiz de eğitimini aldığı, hayalini kurduğu meslekle hiç ilgisi olmayan işlerde mecburen çalışıyor.
Oysa üniversiteler ‘bilimsel, özgür düşüncenin’ geliştirildiği, toplumu ilerletecek bireylerin yetiştirildiği kurumlar, bilim yuvaları değil miydi? Kim, nasıl bu hale getirdi?