2 Nisan 2019 Salı

ON’ların mücadele bayrağı Kurtuluş Partisi Gençliği’nin ellerinde dalgalanıyor




Ankara 
47 yıl önce bedence aramızdan aldılar. Toprağa karışınca yok olur gider sandılar. Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere Köyü’nde Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kâzım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Saffet Alp, yani ON’lar 12 Mart Faşizminin gorilleşmiş generalleri tarafından katledildiler.
ON’ların yolundan gitmek isteyenlere ders olur sandılar. ON’ların adlarını kimse ağzına almaz, unutulur gider diye düşündüler ama İnsanlığın Kurtuluş Mücadelesinde kendi bedenini feda eden Devrimciler unutulmazlar! Unutturulmazlar! Anıları, mücadeleleri kendilerinden sonra gelecek olan halkların, halklara önderlik eden devrimcilerin mücadelelerinde yaşamaya devam ederler.

30 Mart 2019 Cumartesi

On’lar Halkların Kurtuluş Mücadelesinde Ölümsüzleştiler!

Evet, ölümsüzleştiler diyoruz. Çünkü bizler biliyoruz ki ömürlerini Halkların Kurtuluş Mücadelesine adayanlar, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” şiarıyla Sosyalizm için mücadele edenler ve yoldaşlarını idamdan kurtarmak için gözlerini bile kırpmadan ölüme gidenler, tabiî ki ölümsüzdürler.
Eninde sonunda bu kanser düzeni yıkılacak. İnsanlık Altın Çağ adını verdiği ve yaklaşık 1 milyon 7 yüz bin yıl süren İlkel Komünal Toplumda nasıl kardeşçe yaşamışsa, yine insanın insanı ezmediği, sömürmediği o Altın Çağları bu sefer bilinciyle yeniden yaşayacak. İşte o zaman insanlık, ne insanlığı karanlığa götürmeye çalışan Ortaçağcı gericileri, ne yerli yabancı Parababalarını, ne Kontrgerilla güdümünde devrimci kanı içmeye yeminli faşistleri, ne de kendi çıkarları uğruna milyonlarca masum insanın kanına susamış ABD-AB Emperyalistlerini anmayacak. O kutlu gün geldiğinde insanlık, insanlığın tek bir Sosyalist aile gibi yaşayacağı günler için mücadele eden, kendini bu mücadeleye adayan On’ların isimlerini ve mücadelelerini anacak ve unutmayacak.

16 Mart 2019 Cumartesi

16 Mart Beyazıt ve Halepçe Katliamlarını unutmayacağız!


16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nde okuyan devrimci öğrencilere karşı CIA güdümlü hainlerin planladıkları ve eli kanlı faşistlerin alçakça gerçekleştirdikleri Beyazıt Katliamı'nın üzerinden tam 41 yıl geçti. 

Peki, 16 Mart 1978 günü yaşananlar tam olarak neydi? 
1977 1 Mayıs'ındaki katliamdan sonra, özellikle üniversitelerde devrimci öğrencilere yönelik saldırıların iyice vahşileştiği, kampüslere polislerin doldurulduğu o günlerde devrimci öğrenciler, faşistlerin ve polislerin kıskacına alınmak istenmişti. Bunun üzerine devrimci öğrenciler 1 Mart 1978'den itibaren okula toplu halde giriş-çıkış yapma kararı almıştı.

14 Şubat 2019 Perşembe

Ortaçağcılar sanat-halk düşmanlığında sınır tanımıyor!

Gericilikte kimsenin eline su dökemediği Yeni Akit adlı tetikçi gazete, yine her zaman olduğu gibi kusursuz bir şekilde ‘tetikçilik’ görevini yerine getirdi. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde düzenlenen  bir sergide bulunan resimlerde annesinin yanında duran üstsüz bir çocuk görüp heyheylenen gericiler ‘sanat adı altında rezalet’ diyerek sanat eserlerini hedef gösterdi.

12 Şubat 2019 Salı

Mahirler’i anmak suç değildir!



Kurtuluş Partisi Gençliği olarak, 30 Mart 1972’de katledilen Mahir Çayan ve arkadaşlarını anmak için, 1 Nisan 2018’de Kadıköy Altıyol’da eylem yapacaktık. Ancak basın açıklaması yapacağımız yere henüz ulaşamadan kolluk kuvvetleri tarafından saldırıya uğrayıp gözaltına alınmıştık.
Bunun sonucunda “terör örgütü propagandası” yapmak suçlamasıyla çoğunluğu genç yoldaşlarımız olmak üzere 11 yoldaşımız hakkında dava açılmıştı.
Davanın ikinci duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Davada söz alan yoldaşlarımız, Mahir Çayan’ı anmanın suç olmadığını ve asıl suçluların ülkenin tam bağımsızlığını isteyen Mahirler’i ve arkadaşlarını katledenler olduğunu bir kez daha mahkeme salonunda haykırdı.

6 Kasım 2018 Salı

Bugün YÖK’ün doğum günü!



Dershaneydi, etüt merkeziydi, özel dersti derken binlerce liralık masrafa ve en az 1 yıl süren psikolojik baskıya dayanarak kazanıp geldiğimiz üniversitelerde; siyasetin ‘s’sini bile aklımızdan geçirsek kafamıza yiyeceğimiz sopanın gölgesi ve daha okula kayıt yaptırır yaptırmaz girdiğimiz borç yükü altında, mezun olduğumuzda ne iş yapacağımızı asla bilemeden yıllarımızı geçiriyoruz. Okul bitiyor, daha iş bulamadan, üstelik edindiğimiz mesleki birikimle alakalı bir iş bulup bulamayacağımızı bile bilmiyorken, “yıllardır temel ihtiyaçlarını bile zor karşılayıp yarı aç yarı tok geçinebilmek için aldığın krediyi geri öde” diye tepemize çöküveriyorlar. Kimimiz işsiz kalıp bunalıma giriyor, canına kıyan bile oluyor, kimimiz de eğitimini aldığı, hayalini kurduğu meslekle hiç ilgisi olmayan işlerde mecburen çalışıyor.
Oysa üniversiteler ‘bilimsel, özgür düşüncenin’ geliştirildiği, toplumu ilerletecek bireylerin yetiştirildiği kurumlar, bilim yuvaları değil miydi? Kim, nasıl bu hale getirdi?

9 Ekim 2018 Salı

Che Yoldaş’ın devrettiği Kızıl Bayrak Kurtuluş Partililerin ellerinde dalgalanıyor…



Bugün, Kahraman Gerilla Ernesto Che Guevara’nın Bolivya dağlarında, ABD Emperyalistlerince kahpece katledilişinin 51’inci yılıdır.
Son nefesini verinceye dek emperyalistlerce halklara çektirilen her türlü zulme, acıya ve sömürüye dünyanın neresinde olursa olsun karşı durmuştu büyük devrimci. Onun mücadelesi, İnsanlığın Kurtuluş Bilimi olan Sosyalizmi dünya halklarının her birine ulaştırmak ve sömürünün hâkim olduğu tüm düzenleri ortadan kaldırmaktı. İşte 51 yıl önce bugün, Che Yoldaş aramızdan bedence koparılırken dahi bu yüce dava uğruna mücadele etmekteydi.
Yoldaş’ımızı kahpece katleden CIA ajanları ve halk düşmanları, tahmin edebilirler miydi ki; bugün sömürüsüz, eşit ve kardeşçe bir yaşamı düşleyen tüm devrimciler, Kahraman Gerilla Che Yoldaş’ın bükülmez iradesini, emperyalizme karşı her türlü düşünce ve eylemini örnek alacaklarını.

29 Eylül 2018 Cumartesi

Yeni bir okul dönemi, yeni bir mücadele dönemidir!


Dostlar, kardeşler...
Asgari ücretle geçinmeye zorlanan milyonlarca insanın bile sabah uyandığında “bugün dolar ne kadar?” derdine düştüğü; binlerce işçinin çalıştığı şeker fabrikaları gibi kurumların yok pahasına yandaşlara satıldığı ya da kapatıldığı; ev kiralarının arttığı; elektrik, su, doğalgaz, gıda ile birlikte toplu taşıma ücretleri vb. her türlü ihtiyacın acımasızca zamlandığı; gazetelerin kâğıt parası bile bulamayıp yayın hayatına son verecek noktaya geldiği, insanların markete, pazara çıkmaya korktuğu, diğer taraftan ABD ve AB Emperyalistlerinin Ortadoğu’yu kanla suladığı bu karanlık günlerde yeni bir eğitim öğretim yılına giriyoruz.
Ve asalak, gerici, sömürgen Parababalarının iktidarında her zaman olduğu gibi şimdi de biz öğrencilerin payına düşen daha fazla zorluk ve sefalet oluyor. Oysa bizler, sürekli değişen sınav sistemlerine, akıl ve bilim dışı ezberci sınav sistemlerine rağmen gençliğimizin bir bölümünü test kitaplarıyla, dershane yollarıyla feda ederek bu okulları kazanmadık mı?

2 Eylül 2018 Pazar

Üç Şehitlerin devrettiği bayrak HKP’nin verdiği Devrimci Mücadelede dalgalanıyor

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı der ki, “Görev yapıyorduk, muhallebi değil… Görev yapmada çok iyi biliyoruz; vurmak da vardır, vurulmak da. Hepsi vız gelir ve de gelmelidir.”
Bu sene de her yıl olduğu gibi Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce evlatları olan biz Halkın Kurtuluş Partililer; 40 yıl önce aramızdan bedence koparılan Üç Kızıl Karanfilimizi, Mahmut-İbo-Sadi ve Engin Yüzbaşıoğlu Yoldaşlar’ımızı anmak için Karşıyaka Mezarlığı’ndaydık.
Parti bayraklarımızla, pankartlarımızla ve sloganlarla tek yürektik; Yoldaşlar’ımızın uğruna canlarını ikirciksiz feda ettikleri bu kavgada sonuna kadar savaşacağımızı haykırdık!
Mahmut-İbo-Sadi Yoldaşlar’ımızın mezarı başındaki konuşmayı Çiğdem Yoldaş yaptı.
Konuşmasının genel özeti şu şekilde;
Üç kızıl karanfilin mücadeleyi başlattıkları yer Ankara’nın Şentepe bölgesiydi. O dönemde iktidarda bulunan, ABD-AB Emperyalistlerinin sözünden çıkmayan yerli satılmışlar, Şentepe mahallesini Kontgerilla’nın sivil gücü olan MHP’li faşistlerin zulmüne bıraktılar. Mazlum Şentepe Halkı bir yandan Kontgerilla’nın zulmü ile baş etmeye çalışırken, öte yandan işsizlik ve pahalılık cehenneminde yanmaktaydı.

24 Mayıs 2018 Perşembe

Parababalarının Sömürü Düzeni Berkay Çiftçi’yi Katletti!

Lokman Hekim Sağlık Meslek Lisesi’nde okuyan, babası ESBAŞ Serbest Bölge’de işçi olarak çalışan 18 yaşındaki Berkay Çiftçi dün sabah İZBAN’ın Gaziemir durağından trene binmek istedi. Yeni “Artı Para” uygulamasına göre kartında en uzak mesafeyi karşılayabilecek bakiyenin bulunması gerekiyordu. Berkay Çiftçi kartını makineye okuttu, yeterli bakiye olmadığını görünce, okula yetişebilmek için tel örgülerden atladı.