4 Ekim 2015 Pazar

Sansür Tehdidi Altındaki İletişim

Tayyipgiller iktidarının yönetim krizi içine girmesi sonucunda insanların örgütlenme, bir araya gelme ve iletişim kurmasına engel olması amacıyla yasalaştırmaya çalıştığı "İnternet Ceza Kanunu" 18 aydır yürürlükte. Bu yasa doğrultusunda insanların haber almasını sağlayan çok sayıda içerik ve site, mahkeme kararları ile engellenmekte. Taksim-Gezi isyanının ardından yediği tokadın acısı ile gün geçtikçe daha fazla diktatörlük hevesine giren ve ruh sağlığını kaybeden bu güruhun, bir çok yöntemle kafadan silahsızlandırılmış halkımızı kandırmaya gücü yetmediğinden ve bu insanların çeşitli muhalif görüşlerden insanlarla etkileşimi ve iletişimi kolaylaştığından, en büyük müdahaleyi de iletişim kanallarına yapılmak isteniyor. Dolayısıyla devrimci gençliğin sınıflararası mücadele sırasında iletişim kanalları konusundaki bakış açısını ve ne istediğini netleştirmek gerekiyor.


Parababaları, her türlü tekniğin gelişime karşıdır


İletişim kanallarının kullanımının artması, çelişkiler yaratarak bir taraftan bir taraftan yaşamı kolaylaştırırken, bir taraftan da zorlaştırıyor. Halk içinde iletişim teknolojilerinin kullanımı, aynı şekilde üretimin gelişimine, bilgiye daha kolay ulaşmaya, tasarım sanatlarına yönelik bakışın gelişmesine ve bürokrasinin zayıflamasına yol açması bakımından olumlu değerlendirilebilir. Ancak üretim araçlarının mülkiyetine sahip parababaları, tüm bu olanakları kendi işine yarayacak şekilde kısıtlayarak, halkın iletşimden en üst düzeyde yararlanmasına engel oluyor. Gerçel iletişimin zorlaşması(sadece e-posta kanalı ile iletişim, yüzyüze görüşmelerin azalması), üretim araçları ve çalışanlar üzerindeki kontrolün kolaylaşması(çipli kartlar ile zaman kontrolü, bilgisayarda alınan kayıtlar, filtreleme), tasarım sanatlarına yönelik yeteneklerin ve estetik bakışın zayıflayışı ve dolayısıyla hayalgücünün, sorgulama yeteneğinin sönmesi, iş dışı hayatta kişiler üzerindeki kontrolün artması (sansür de bu amacın aracı olarak kendisini gösteriyor) bu engellere örnek olarak verilebilir.


Tekrara düşmekten korkmadan ve netçe ortaya koymak gerekir ki, parababaları, mevcut teknik gelişimlerin insanların kullanımına olabildiğince geç sunulmasını ister. İletişim de bu durumun dışında değildir. Çünkü kitlelerin bu tekniği kullanarak edineceği gelişim, parababalarının toplum üzerindeki kontrolüne ket vurulması anlamına gelir. Bu sebeple daha bugünden kullanılabilecek üretim tekniklerini ve diğer araçları, birkaç yıl öteleyerek piyasaya sürerler ve kullanıcılar üzerinde kontrol sağlamaya çalışırlar. Ancak biz devrimciler "Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar" fikrinin hayata geçmesi için, üretim araçlarındaki her türlü teknik gelişimin en üst seviyeye çıkmasını savunduğumuzdan dolayı, iletişimdeki teknik gelişimin de en üst seviyede olmasını isteriz. Üretimde önemli bir bölüm olan dağıtımın örgütlenmesinin sağlanması açısından, iletişim teknikleri de olabilenin en üst seviyesinde halka sunulmalı.


Parola: Halk için iletişim

Bir teknolojinin kullanımı üzerine kafa yormak ve düşünebilmek için en başlıca ihtiyaç ona erişebilmektir. Bu bakımdan demokratik halk iktidarı amacımızda ısınma, aydınlanma, eğitim, temizlik ve barınmanın kamu gücü ile sağlanmasını (yani ücretsiz olmasını) nasıl talep ediyorsak, iletişimin de ücretsiz ve en hızlı şekilde olmasını talep edebiliriz. Dolayısıyla sadece internetteki sansür uygulamalarını değil, iletişimin tekelleşmesi ve pahallı oluşunu da eleştiren bir tavır almamız gerekmektedir.  Parababalarının holdingleri bünyesinde bulunan iletişim şirketlerinin tekelleşmesi, iletişimi kontrol edişi ve ekonomik olarak yaptığı çapullar da propagandamızda yer tutmalı.


Nasıl kullanmalı?
Ülkemizde eğitim-öğretim tarzının ortaçağcı ve kafadan silahsızlandıran bir tarz ile bütünleşmesi uygulamasına doğru adım adım gidilmekte. Ancak tek tehlike bu değil. Bilgisayar oyunlarından müziğe, edebiyattan sinemaya modern kadar gençlik bir yozlaşma bombardımanı ile karşı karşıya. Bu bombardımanın en büyük kaynağı ise iletişim kanallarından televizyon ve internet... Bir taraftan gençliğin olguları araştırması açısından özgür bir ortam sağlansa da, eğer bu ortam içinde doğru yönlendirmeler yapılmazsa yozlaşma ve dolayısıyla içinde bulunduğu düzeni sorgulamamaya ya varan bir sonuç ortaya çıkmakta. Aynı tehlike, internet kullanımının yaygınlığının uzun süreli olmadığını ortaya koyarsak yetişkinler için de geçerli denebilir.
Bu noktada bir çizgi çekmenin zorunluluğu ortaya çıkıyor. Bu çizginin sadece iletişim araçlarının kullanımında değil, üstyapıyı oluşturan sanat, ahlak, bilim, hukuk vs… gibi alanlarda da belirlenmesi gerekiyor. Böyle geniş bir konuyu ele almak başka bir iş oladursun, söz konusu çizgiyi tanımlayan kıstası ortaya koymak şart.

Yozlaşma ile anlatmak istediğimizi açıklamak burada önemli hale geliyor. “Sevgi” üzerine ortaya koyduklarımızı burada anabiliriz.


“Devrimciliğinin itici gücü, ya da lokomotifi bu dört başlı sevgi (insan, hayvan, bitki ve doğa sevgisi) olmalıdır. Kadrolar bu sevgiyle dolu oldukları için davaya sarılmalıdır, kavgaya atılmalıdır. Yani insana, hayvana, bitkiye ve doğaya yapılan bir haksızlık, bir saldırı karşısında öfkeden tir tir titremeli ve isyan etmelidir. Ancak bu kalitedeki devrimci kadrolar çürümez; heyecanlarını, özlemlerini yitirmez. Tabiî böyle olunca da devrimci görevlerini, sorumluluklarını asla ihmal etmez.”


Yozlaşma ile kastettiğimiz, bu sevgiyi ortadan kaldıracak herşeydir. Dolayısıyla, yaşadığımız sömürü sistemini ortadan kaldırmaya yönelik mücadeleye engel olan herşeydir. İnsanları boşvermişliğe, melankoniye iten bir müziktir. Olgulara göre düşünmesini engelleyen bir sanat eseridir. Şiddeti, insanlardan nefret etmeyi, insandan uzak durmayı öneren felsefelerdir. Parababalarının çıkarlarına göre işleyen hukuktur. Aşağılama üzerine kurulmuş ahlak kalıplarıdır. Örnekler çoğaltılabilir.

İletişim kanalları aracılığı ile de bu tür bir yozlaşma ortaya çıkmaktadır. İnsanlar magazin yoluyla uçkur-peşkir edebiyatına yönlendirilmekte, gerçek sevgiye dair tüm tat duyular yok edilmekte. İnsanların birbirlerine yönelik güvenlerini sarsan dedikodu, meşrulaştırılmakta. Bilgi kirliliği yaratılarak çatışmalar yaratılmakta. Tüm bu karmaşa içinde gençliğin olguları olduğu gibi görmesi, sevgiye inanması beklenemez.


Devrimcilerin iletişim kanallarının kullanımı ile ilgili sınırı bu olmalı. Parababalarının sansürcülüğe ve fişlemeye yönelik girişimlerinin karşısında, “korsan hareketi” gibi internette hiçbir sınırın olmamasını talep eden(çocuk, kadın ve hayvan istismarı dahil), sözde özgürlükçü, özde şovenizm ile aynı kaynaktan beslenen (otorite düşmanlığı+otorite megolomanlığı) fikirlere karşı da sağlam durabilmek gerekmektedir.


İletişimdeki gelişmelerin örgütlenmeye kattıkları

Ülkemizde hala iletişim kanalları üzerindeki uzmanlaşma oranı düşük olması sebebiyle daha az kolaylık sağlansa da, dünya üzerinde insanların örgütlenme, bilgi alma, bilgi paylaşımı, üretim yapma gibi alanlarda büyük gelişmeler sağlandığı gözlenmekte. Böylece devrimcilerin de istediği tabakadan insanla iletişim kurması, organizasyon kurması ve kendini anlatması kolaylaştı (Tayyipgillerin sansür kozunu kullanarak yaptığı saldırının Taksim-Gezi isyanı sonrası daha da şiddetlenmesi de tesadüf değil). Buna bağlı olarak siyasi örgütlerin propagandaları, sloganları değişti ya da varolan değişime direndi. Ancak bu değişim, bir şarta bağlıydı. O şart ise “kullanıcı” mantığı ile işleyen sanal dünyanın, gerçel dünyaya örgütlenme şekli ile aktarımıydı. İşte “anonim” kullanımın hüküm sürdüğü dünyayı değiştiren, olgunun kendisinden beslenen “sosyal medya” oldu.
Türkiye'de iktidara gelmiş olan tüm partilerin ilk saldırısının devrimcilere yapıldığı düşünülürse, iletişim araçlarının kullanılması konusunda bir tedbir ve basiretli olma düşüncesi, haklı olarak temkinli bir yaklaşıma yol açtı. Özellikle sahte deliller üzerinden açılan ve konu üzerine uzmanlığın son derece az olması sebebiyle uzun süren tutuklamalara yol açan Ergenekon, Balyoz, KCK ve OdaTV davalarına bakarsak, bu endişenin boşa olmadığı kesindir. Uzmanlaşmanın yetersizliği kadar kanunlardaki açık da bir o kadar fazlaydı, bu zamana kadar kolluk kuvvetlerinin her türlü fişlemesine rağmen adım atamamasının sebebi buydu. Sahte deliller üretenler, o kadar konudan bihaberdi ki, daha eski belgeleri daha yeni teknoloji ile yazıyorlardı. Yargılamayı yapan yargıçlar ise bu konudan haberdar olmadıkları için yargılamada sahte deliller doğrultusunda karar veriyorlardı. Ülkemizdeki teknolojik bilinç seviyesinin bu halde olduğunu düşünürsek, devrimcilere yapılacak saldırılardaki tutumun ne olacağını tahmin edebiliriz.

İnternetin kullanımı ile ilgili önyargıları ortadan kaldıran başka bir etken ise son yıllarda yaşanan baskılara karşı, her ne kadar örgütsüz, dağınık (kendiliğinden) olsa da gösterilen tepkilerdir. Bu tepkilerin büyük kısmı, internet üzerinden örgütlenmiştir. Cumhuriyet mitingleri, Silivri’deki davalar, 1 Mayıslar, Newroz gösterileri, internet özgürlüğü için yapılan kitlesel eylem ve en sonunda Taksim-Gezi isyanı, halkın bu konudaki taleplerinin Tayyipgillerin istediği gibi olmadığını göstermesi açısından bir gösterge oldu ve tepkinin katlanarak çoğalması internet sayesinde gerçekleşti. Her ne kadar bu eylemlerin ve mücadelelerin etkisiyle belli bir meşruluk kazanılsa da, "yasallığı istismar" ederken halkın gücüne güvensek de, iletişim kanallarındaki eylemlerde basiretli olunması gereken bazı konular ortaya çıktı.


İletişimin merkezileşmesi ve güvenlik


Günümüzde internet iletişiminde kullanılan siteler ve programlar bir merkezileşmeye uğradı. Artık iletişime geçmek için herkesin bildiği, kullandığı site ve programlar (Windows, Facebook, Twitter, Pintrest, Whatsapp) kullanılıyor. Dolayısıyla parababaları devletlerinin ve bu devletleri güden patronların bu site ve program sahiplerine yaptığı bilgi paylaşımı baskısı da artmakta. Güya insanların güvenliğine yönelik olarak yapılan bu bilgi istekleri, parababalarına karşı mücadele eden hareketlerin hareket alanları da kısıtlamada kullanılabiliyor. İşte bu noktada propaganda ve ajitasyonda korunan, güvenilen ve merkezileşmiş bir uluslararası platformun (yani yeni sosyal ağların, haber sitelerinin) gerekliliği ortaya çıkıyor (Bunun alternatifi olarak merkezi sağlayıcılar tarafından takip edilemeyen internet servislerinin ucuzlaşması ve yayınlaşması da gerçekleştirilebilir, örneğin uyduya direkt bağlanan araçlar gibi). Mevcut olan ve bu amaçla kurulmuş forum siteleri ve sosyal ağlar ise teknik ve güvenlik açısından son derece yetersiz. Maddi olarak merkezileşmeyi sağlayacak bir ekonomik gücün de olmadığını düşünürsek, daha uzun yıllar bu eksikliğin çekileceğini söyleyebiliriz. Eğer ki SSCB gibi bir proleterya anavatanı olsaydı, bu konunun kolaylıkla çözülebileceğini söyleyebilirdik. Bu sebeple kullandığımız programlar doğrultusunda mutlaka dikkatli olmamız gerekiyor. Yarın Ayasofya'yı bombalamak suçlaması ile kapımızda savcıların bitmeyeceğinin bir garantisi yok. Ancak bunu yaparken, bir o kadar da insanlardan tecrit olmamak, propaganda ve ajitasyona devam etmek gerekiyor çünkü merkezileşme ile örgütlenme birbiri ile hala paralel. Dolayısıyla mevcut kanalların kullanımı ile yetinmeyip, konu üzerine uzmanlaşarak yeni kanallar yaratmak ve bunların güvenliğini sağlamaya yönelik bilgi sahibi olmak hayatidir.


Sansürün ve kontrolcülüğün anti-tezi: Hack

Parababaları, toplumun örgütlenmesini ve iletişim kurmasını sağlayacak teknik gelişmeleri ne kadar geç piyasaya sürüyorsa, toplumu kontrol edecek ve otosansürü kolaylaştıracak her türlü gelişmeyi de o derece erken uygulamaya koyarlar. Ancak bu gelişmelerin topluma sunulması, iletişimi kolaylaştıracak tekniklerin gelişiminin önünü istemeden de olsa açar. Her sansür, insanları iletişim tekniklerindeki yeteneklerini arttırmaya iter. Bu gelişimin en somut ifadesi olarak ortaya çıkan hacktivzm, teknolojilerdeki açıkları teşhir olarak ortaya çıkmıştır. Ancak sınıflararası savaşım bakışından uzak kalmış bir hacktivizm, bugün internette kendini bireysel çıkarlarını tatmine yöneltmiş durumda (Ülkemizde bu konuda bir üretimde bulunan Redhack bile, ülkemizdeki sosyalist grupların çeşitli eksikliklerini kendi bünyesinde barındırarak tüm olumlu yanlarına rağmen gittikçe zayıfladı). Dolayısıyla devrimciler olarak gizliliği sağlayan ve parababalarının soygunculuğuna yarayan ürünlere karşı sağlam bir kale olabilecek açıkları teşhir etme konusunda üretimde bulunmak şarttır. Bilgi kirliliği yaratma konusunda iletişim kanallarını sık sık kullanan parababalarına karşı iletişim kanalları konusundaki uzmanlık konusunda onlardan bir adım önde olmak, söz konusu savaşımın kaçınılmaz şartıdır. Yaşamın maddesini çözenler için yabancı olmayan bir gerçeği de dile getirmek gerekir, bu tip bir savaşıma girişin şartları da tıpkı bir proleterya partisinin “görünmeyen yüzü”nün işleyişi gibidir. Tıpkı o kısımda nasıl yuvarlaşma, ayrışma, bozgunculuk olduğunda işleyiş bozulursa, gizliliğin ön planda olduğu böyle bir organda da o derece işleyiş bozulmaktadır.
Herşey kolay üretim, kolay planlama için


Finans-kapitalin ekonomi teorisyenleri her ne kadar reddetse de, günümüzdeki krizleri ortaya çıkaran en temel sorun talebin belirlenmesidir. Halbuki tarihsel maddeciler bu sorunu yıllar önce planlama ile üretim ile çözmüştür.


İletişim kanallarının gelişimi ile birlikte talep belirlemeye yönelik bilgilerin toparlanması kolaylaştı. Bugün bu yöntemi kullanmak gittikçe yaygınlaşıyor. Tekelci şirketler, buna göre ürün üretiyor, buna göre ürün sunuyor. Bu bilgiyi alabilmek için anketler yaparak, kullanıcıların hareketlerini izleyerek harekete geçiyor. Ancak finans-kapitalin yaygın alışkanlığı gereği “herşey kâr maksimizasyonu için”... Dolayısıyla sadece ihtiyaç olanı satmak değil, ihtiyaç yaratmak ve fazladan “ihtiyaç olmayanı satmak” üzerine kurulu bir düzen oluşmakta. Bu tarz bir sömürü sistemi, “gelişmekte olan ülkeler” ya da doğru tanımıyla yarı-bağımlı ülkelerin sömürgeleştirme tarzı haline gelmekte (bu konunun tahlili de başka bir yazı konusu olsun).

Emperyalizmin bu karakterine karşı işçi sınıfı hareketlerinin iletişim kanallarını kullanımı konusunda bir taktik değişikliğine gitmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. Geçmişte sosyalist iktidarların en temel sorunu olan talep tespitini gerçekleştirmekti. İletişim araçlarındaki teknolojide gelişim sağlamak, mevzi kazanmak şarttır. Dolayısıyla bu iş kolunda çalışan işçilerin, emekçilerin örgütlenmesi, örgütlenirken de söz konusu özelliğin bilince çıkarılması önemli bir adım olabilir.


Kolay bir planlama ile birlikte üretimin kolaylaşması, yani üretilenlerin meta olma özelliğinin gittikçe ortadan kalkacağı günlere doğru, yani bayraklaştırdıklarımızın gerçekleşmesine yönelik bir adım olacaktır. İletişim araçlarının bu noktada oynayacağı rol ise paha biçilemez.


Kurtuluş Partisi Gençliği'nden bir yoldaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Öneri/eleştiri ilet.