20 Ekim 2015 Salı

Bir Kitap: Fırtına

Yıl 1939... Hitler faşizminin etkisi altında kalan Almanya, Tarihin en büyük savaşı olan 2’nci Dünya
Savaşını yani 2’nci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nı başlatmıştır. İlk önce kendisine bağlı olan Fransa’nın burjuva yöneticileri sayesinde Fransa’yı ele geçirmiş, daha sonra da tüm Avrupa’yı faşizmin kanlı çizmesi altında ezmeye başlamıştır.

İşgal ettiği bölgelerde yaşayan halklara ve komünistlere karşı tarihin kanlı kıyımına başlamış, insanları gaz odalarında katletmiş ve esir kamplarında bin bir çeşit işkence ile yıldırmaya, kendisine ve rejimine itaatkâr bir hale getirmeye çalışmıştır.

Gözü emperyalist çıkarlarından başka hiçbir şey görmeyen Hitler ve onun faşist generallerinin, Avrupa’da katlettikleri insanlara rağmen gözleri doymamış, gözlerini bu sefer de J. Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği’ne çevirmişlerdir. Tanklarıyla, toplarıyla, müttefikleriyle kendilerinin baş düşmanı olan Sosyalizme veonun yeşerdiği topraklar olan Sovyetler Birliği’ne saldırmıştır. Kendisinin ve imparatorluğunun sonunu getirecek, savaşın sonunda faşizmin başkenti Berlin’e orak çekiçli kızıl bayrağı diktirecek olan bu saldırı, 1941 yılının Haziran ayında başlamıştır. Savaşın sonunda 20 milyondan fazla kayıp verecek olan Sovyetler Birliği, şanlı Stalingrad mücadelesi ile birlikte faşistleri topraklarından atıp zafere ulaşacaktır.


İlya Ehrenburg tarafından yazılan “Fırtına” adlı bu kitap, işte o dönemin sancılı yıllarını bu kitapla beraber belgelemiş oluyor. Kitabın arka kapağında yazılanlardan bir bölüm:

“Bir yandan olağan bir biçimde sürüp giden günlük yaşam, bir yandan da kan ve barut kokuları arasında dişe diş süren bir kavga. Karar vermenin ölüm kalım sorunu olduğu o yıllarda, adım
adım Sovyetler Birliği’nin içine doğru ilerleyen Nazi güçlerine karşı verilen mücadele, karşı sınıflarda da çözülmeler yaratarak gelişirken diplomasinin incelikleri ile savaşın hoyratlığı
arasındaki mesafe de kısalıyor. Ehrenburg, savaşın küçük ayrıntıları kadar cephe gerisindeki politik manevraları da bir tarihçi titizliği ve yazın ustalığıyla aktarıyor. Fırtına, küçük ayrıntılarla anlamlandırılabilen büyük kapışmanın romanıdır. Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan
ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir
klasik.”

Kitabın başkahramanı Fransız bir burjuva kadın olan Madeline Lancier görevli olarak Paris’e gelmiş olan Sovyet Mühendis “Sergey Petroviç” ile tanışıp daha sonradan burjuva hayatına son verip komünist olmuş bir kadındır. Nazilerin Fransa’yı işgali sırasında SS subayları tarafından yakalanıp işkencelere maruz kalmış olan bu kadın, bir Partizan müfrezesinin kendisini kurtarması sonucu onlara katılmış ve Nazileri yenene dek bir Partizan olarak savaşmıştır.

Sergey Petroviç ise savaşın başlamasıyla yurduna dönmüş ve daha sonra Binbaşı olacağı Sovyet Kızıl
Ordusu’nda elde silah faşizme karşı savaşmış ve vatanını savunmuştur.

Bu kitap sadece düz bir roman olmaktan öte 2’nci Dünya Savaşı yıllarına ışık tutan ve onu sürükleyici bir anlatımla tamamlayan, ne kadar kötü duruma düşmüş olursa olsun önderlerine ve davalarına inanan halkların ve insanların tüm zorlukların üstesinden gelip zafere ulaşmasının hikâyesini anlatması bakımından, herkesin okuyup incelemesi gereken bir roman
statüsündedir.

İstanbul’dan Halk Kurtuluşçu Bir Liseli Yoldaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Öneri/eleştiri ilet.