27 Aralık 2012 Perşembe

Gençliğin kurtuluşu mücadelede

Sosyalist Kamp’ın yıkılışı ile beraber, dünyadaki sosyal gelişimin yavaşladığı, emperyalizmin (adına küreselleşme akımı, neo-liberal politikalar dedikleri) sömürü ve talan politikalarıyla resmen kan emdiği ve sonunda 2008’deki krizle çürümesine devam ettiği bir döneme şahit olmaktayız. Kafaların bulanıklaştırıldığı, halkların kuşatıldığı ve insanların kontrol altında tutulduğu bu dönemde, gençliğin cevaplar aradığı ve çelişkilere daha acil cevap verilmesi gerektiği bir dönemden geçiyoruz.
Bazı metropollerde gördüğümüz sakin hayatın arkasında saklanan çarpık ilişkilerin, hırsların, ihtirasların boğduğu insanlık, kendi özüne dönüş savaşında, olması gerektiği yerden geride. Rahatına düşkün, gözü muhasebe tablosundaki artıdan başka bir şeyi görmeyen insanlık düşmanı Parababaları ise pis pis sırıtarak bu tabloyu izlemekte. Bu durumun etkisi altındaki gençlik, şehirlerde emperyalizmin ona dayattığı kültürle yozlaşmaya maruz kalmakta, taşrada gerici Ortaçağcılığın dayattığı dogmalarla gözlerine mil çekilmekte. Tüm bunlara rağmen, Marks’ın “dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerek” sözüne uygun bir değişimin gerçekleştirilmesini bekleyen milyarların olduğu bir dönemde, gençliğin değişime olan ihtiyacı, her türlü baskıya rağmen devam ediyor.

Bu noktada gençliğin en büyük sorunu olarak, hiç kuşkusuz okul ve geleceği ile ilgili sorunları geliyor önümüze. Son süreçte, üniversitelerde örgün öğretimlerde harçlar kaldırılırken, ikinci öğretimlerin, hazırlık sınıflarının ve özel üniversitelerin fiyatlarına yapılan zamlar kaygı yaratıyor ve sorgulamaya sebep oluyor. Örgün öğretimlerin bir kısmında, bütünleme ve fazladan yıl okuyan öğrencilerin harç ödemesi de, sistemin daha da ticarileşeceğinin göstergesi. Şu anda öğrencilere verilen “sus payının” ardından, asıl kargaşanın final ve bütünleme döneminde ortaya çıkacağını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Giderek pahalılaşan ulaşım, barınma ve beslenme fiyatları da öğrencilerin ve velilerin belini bükmeye devam ediyor.
Daha öncesinde Ortaçağcı hükümet, 4+4+4 sistemi ile ilköğretimi ve ortaöğretimi birleştirerek “güya” 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemini yürürlüğe koyarken; bu sistemin ortaya ucuz ve çocuk işgücü çıkaracağı ve Ortaçağcı Şeriatçılığa müritler yetiştireceği belliydi. Bu gerçek, artık bu sistemin mimarları tarafından da açıkça dile getiriliyor. Tayyipgiller hükümeti, emperyalizmin emirleri doğrultusunda “etine göre budu” laik sistem ile yetişen gençlikten tatmin olmayarak, gençliğe son müdahaleleri yapmak için elinden geleni ardına koymuyor.
Tüm bunların yanı sıra, üniversite mezuniyeti sonrası iş bulamadığı için intihar eden birçok işsiz genç, durumun ne kadar kötü olduğunu daha çok gözlere sokuyor. Her sene yapılan KPSS sınavlarındaki kopya ve soruların çalınması iddiaları, birçok gencin kafasını karıştırırken, ÖSYM’nin her sınavının tartışmalı hale gelişi ve en sonunda bu sınavların düzenlenmesindeki özelleştirme projesi, milyonların hayatını belirleyen bu sınav ile güvenilirliğin daha çok sorgulamasına neden olmakta.
Gençliği etkileyen ve tepki duymasına yol açan başka bir konu ise, emperyalizmin ülkemiz üzerinde oynadığı kirli oyunların sonucu olarak ortaya çıkan Suriye planıdır. Tayyipgiller hükümetinin haince ve kuklaca uyguladığı Suriye politikası sonucunda, bu yıl suni bir şekilde gündeme gelen olası bir Suriye operasyonu konusu, zorunlu askerlik hizmetinin hâlâ yürürlükte olduğu bir süreçte gençleri endişelendiriyor. Geçmiş süreçte emperyalist güçlerin Afganistan ve Irak’ta uğradığı hezimet, gençleri daha duyarlı, gerçekleri öğrenmeye daha istekli bir hale getiriyor.
Ne yazık ki, Parababaları medyasının çarpıtmaları nedeniyle, Suriye hakkındaki gerçekler saptırılıyor, buna rağmen halk, savaşın yıkıcı sonuçları olacağını netçe görüyor. Yapılan anketlerde Suriye’ye yönelik bir müdahaleyi, halkımızın yüksek bir oranda istemediği ortaya çıkıyor. Ancak kafası Ortaçağcı gericilikle doldurulmuş bir kısım kitle, gerek emperyalizmin güdümündeki İHH gibi sözde yardım kuruluşlarına yardımda bulunarak, gerekse Özgür Suriye Ordusu adındaki Suriyeliden başka herkesin bulunduğu kafatasçı örgütlenmenin sözcülüğünü ve yataklığını yaparak, bu savaş girişiminde emperyalist efendilerinin verdiği rolü layığı ile yerine getiriyorlar.
Sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde gençliğe yönelik kontrol altına alma ve baskı çalışmaları son sürat sürmekte. Emperyalizm, sorgulamayan, bilimin önemini kavrayamamış, bencilce düşünen bir gençliği yaratmak için, ektiği tohumların meyvesini topluyor.
Yine de böyle mi gitmeli bu durum? Gençlik bu kadar karmaşa içinde neler yapabilir, çözümü nerede arayabilir?
İşte bu noktada, gençliğe çıkış yolunu gösteren ve bir hazine gibi ortada duran Marksizm-Leninizmin iki yüz yıla yakın birikimi, gençliğe ışık tutuyor ve tartışılmayı, geliştirilmeyi, daha da önemlisi uygulanmayı bekliyor. Günümüzde kürsü aydınlarının burun kıvırdığı ya da çarpıttığı bu bilim, daha Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda insanlara savaşın pis yüzünü teşhir edip, insancıl bir yaşamın ilk nüvelerini sunarken, şimdi günümüzde kendisine olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyuyor.
Gençliğe düşen en önemli görev ise Marksizm-Leninizmi kavramak, Türkiye’de Marksizm-Leninizmi en iyi kavramış, Türkiye’nin özüne en iyi şekilde uyarlamış olan Hikmet Kıvılcımlı’nın fikirsel ve eylemsel birikimlerini benimsemek ve bu fikrin Türkiye’de tek savunucusu olan Halkın Kurtuluş Partisin’de gençliğin örgütlenmesini sağlamak, bu uğurda mücadele etmektir.
Peki, bu sürekli üstüne basılarak tekrar edilen “kavramak” ve “örgütlenmek” kelimeleri gençlik için ne anlama geliyor?
Kavramak, hayatın teorik tarifinin olgularla olan ilişkisinin uyumunu anlamaktır. Bu hiç kuşkusuz, önyargılarından arınmış, sınıflı toplumun insanı yozlaştıran ilişkilerinden az da olsa uzak kalmış emekçi ya da emekçi ailesi kökenli gençliğin daha kolay yapabileceği bir eylemdir. Algıları açık, meraklı, olaylara daha maddeci yaklaşımda bulunan gençliğin, olanı olduğu gibi görebileceği gibi, olanı olduğundan daha farklı kavraması da olasıdır, çünkü insanoğlunun en özel yeteneği olan hayal gücü, gençlikte en çok işlev gören yetenektir. Hayal gücü, iki ucu keskin bir bıçaktır, sizi en çözülmez karmaşaları çözen bir devrim patlamasının içine de atabilir, en çözülmesi gereken bağların zamanlama hatasıyla daha da karıştığı karmaşalara da sokabilir. İşte bu bakımdan gençlikte kavrama dediğimizde kastettiğimiz; olanın dışında, hayal dünyasında bir deryaya dalıp gerçekleri ona uydurma zorlaması değildir. Kavramak, olguları anlamaktır. İşte bu noktada Marksizm-Leninizmi kavramak ise hayal gücünü, olanı gelecekte değiştirebilmek adına ve olandan kopmadan kullanmak ve tarihin halkalarına eklenmesi gereken “gelecek” adlı zinciri düşünürken, buna göre hareket etmektir.
Örgütlenmek ise, sadece sayılabilecek adam sayısı toplamak değildir. Kavrama işini en çabuk yapabilenlerin çekirdekte olduğu, başka türlü yetenekleri olanların onların etrafını sardığı bir organizmadır. Ancak sadece kavramak yeterli değildir örgütlenmek için. Bir eylemi daha ileriye taşıyacak olanakları sağlamak için en basiretli şekilde yetişmek, Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın deyimi ile “nefs ile cenk etmektir”.
Bu, anlamsız, boş bir cümle değildir, çünkü bu basireti sağlamak için gerekli olan birçok erdemi kazanabilmek, büyük uğraşlar gerektirmektedir. Özeleştiri yapabilmek, neyin eleştiri olduğunu bilmek ve eleştirinin kurallarına uymak, zamanlamaya uyma alışkanlığı kazanmak ve bunun için feragat, organı ilgilendiren konuları yerinde, zamanında ve sağlıklı bir şekilde konuşmak, örgütteki kişilerle ilişkilere dikkat etmek ve bunların toplamda formülleşmesi ise özetçe şudur: Bilgi+Anlayış+Moral+Direnç+Yiğitlik (Anarşi Yok, Büyük Derleniş, IV-Örgüt Güdümü)
Her ne kadar bu sayılanlar sözde kolay gözükse de, bu alışkanlıkları kazanmaya çalışmak ve uygulamaya geçirmek, örgütlü olmanın basit gibi görünen ismi altında yatan karmaşık yapıdır. Ve birçok örgütsüz gencimiz, bu yapıyı ya anlamayarak, ya da o fedakârlıkta bulunmayarak, örgütsüzlük safında Parababalarına kul, burjuva parti çobanlarına koyun olmakta.
İşte bu iki kelime (kavramak ve örgütlenmek), gençliğin mücadelesinin ana taşları ve gençliğe düşen görevlerdir. Gençlik, bazen büyük görevler de alabilir, bazen en iyi kavrayışıyla daha ön saflara geçebilir. Ancak gençlik, İşçi Sınıfının fikri ve olgusu ile birleşince hayal gücünü olgulara bağlayan o zinciri yakalamış olur. Gençliğin aradığı kurtuluş, İşçi Sınıfı saflarında mücadeledir. Mücadeledeki en önemli iki görev ise kavramak ve örgütlü olabilmeye hazırlanmaktır. Bunun dışındaki her türlü “tekerleği yeniden icat ediş”, zaman kaybıdır. Gençliğin zaman kaybetmemesi ve bu mücadeleye atılması için Halkın Kurtuluş Partisi hazırdır ve gençliği mücadeleye çağırmaktadır.


İstanbul Kurtuluş Partisi Gençliği’nden bir Yoldaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Öneri/eleştiri ilet.