16 Kasım 2020 Pazartesi

Kadın cinayetlerinin sorumlusu; AB-D uşağı, Parababaları düzeninin bekçisi AKP’giller’dir!


Gün geçmiyor ki sayısız dehşetengiz kadın cinayetine bir yenisi daha eklenmesin. Geçtiğimiz gün de yine ve yeni bir kadın cinayeti ile güne gözlerimizi açtık. Bu sefer vahşete kurban giden kardeşimiz Denizli’den, öğrencisi olduğumuz Pamukkale Üniversitesi’ndendi. Tıpkı kendisinden önceki pek çok kadın cinayeti gibi, okulumuz öğrencisi Tuba Toktaş da erkek arkadaşı, insanlık yoksunu bir canavar tarafından vahşice katledildi. Bu cinayetlere günbegün bir yenisinin eklenmesi, AKP’giller iktidarının ve yandaş Ortaçağcı kalemşorların bütün dikkat dağıtma çabalarına rağmen bu sorunun en kör göze bile batacak hale gelmesi, ne bireysel hatalara ne de tesadüflere başvurularak geçiştirilebilecek bir mesele değildir.

Buna rağmen ne zaman Tuba Toktaş cinayetine benzer bir durumla karşılaşsak, kimi pis ve sesi çok çıkan ağızlardan hep aynı sözleri duyuyoruz. İnsan suretine bürünmüş yaratıklar, kendilerini ilahi bir ahlak polisi konumunda hayal ederek kurbanın “o saatte orada ne işi olduğunu”, “o kıyafeti neden giydiğini” sorguluyorlar. Bazen “bu psikopatları beğendikleri” için kurbanların suçlu olup çıktığına, bazen de kadının “uluorta yerde bağırarak gülmemesi gerektiği, istediği yerde özgürce gezmemesi gerektiği” gibi akıllara ziyan bahanelerle trajedinin boyutlarının halı altına süpürülme girişimlerine tanık oluyoruz. Hâlbuki durum bunun tam tersidir. Mesele, kadınların onlara ataerkil düzenin çizdiği sınırlar içerisinde kalmamasından değil, tam da birtakım soytarıların kendilerinde kadınlara sınır çizme yetkisini bulmalarını sağlayan Ortaçağcı zihniyetten kaynaklanmaktadır. Kadını kendi mülkiyeti olarak gören, kadının düşünceleri ve vücudu üzerinde hakkı olduğunu düşünen, kendisini kadının üzerinde konumlandırıp kadın üzerine meşru bir iktidara sahip olduğunu zanneden, kadını adeta taşınır mal statüsüne indirgeyen Ortaçağcı kafa yapısı var olduğu ve toplumun zihnini kirletmeye devam ettiği sürece, onun bir sonucu olan kadın cinayetlerine karşı mücadelede de esaslı sonuçlar alınması imkânsıza yakındır.

Ne yazık ki AKP’giller iktidarının ve adeta AKP’nin hukuk bürolarına dönüşen yargı sisteminin, kadın cinayetleri ve tecavüz gibi İnsanlık dışı suçlara karşı mücadele etmek gibi bir amaçları hiç olmamıştır. Bunda topluma pompaladıkları ve insan beynini kurtçuk misali yiyip bitiren Ortaçağcı değer yargılarını bizzat kendilerinin benimsiyor olmasının etkisi küçümsenecek düzeyde değildir. AKP’giller’in Tefeci-Bezirgân sermayenin Ortaçağcı ideolojisi toplumumuzun yarısını oluşturan kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine karşı atılan en ufak bir adımı bile, İstanbul Sözleşmesi örneğinde de gördüğümüz gibi, “zulüm” olarak görmektedir. Yalnızca dizi filmlerden veya televizyona gazeteci, akademisyen sıfatlarıyla çıkarılan aydın müsveddelerinden değil bizzat yetkili makamların parmak sallayan konuşmalarından yayılan Ortaçağcı gericilik, kadına şiddeti haklı ve meşru gösteren, kadına şiddet uygulanmasına yol açacak psikolojiyi besleyen zemini hazırlamaktadır. Oysa Kadın Sorununun gerçek çözümü, yani kadının kurtuluşu, sadece İstanbul sözleşmesi ile de değil ancak İşçi Sınıfının kurtuluşu ile sosyalizm ile mümkündür.

Yargı bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün acı birer şakadan ibaret hale geldiği bir hukuk düzeninde tecavüzcülere ve kadın katillerine verilen cezalar hakkaniyetli olmaktan fersah fersah uzaktır. Bundan ötürüdür ki kadına yönelik şiddet ve insanlık suçlarına karşı mücadele, bu suçları besleyen kadın düşmanı, insan ve doğa düşmanı Ortaçağcı gericiliğe karşı verilen mücadeleden ayrı tutulduğunda, bu Ortaçağcıların bekçiliğini yaptıkları Parababaları düzenine karşı, onların ağababaları olan AB-D Emperyalistlerine karşı verilen mücadeleden ayrı tutulduğunda eksik kalır.

Hem bu Ortaçağcı zihniyete, onların kadın cinayetlerinde kendini gösteren uzantılarına, bu zihniyeti rehber edinerek artık oldukça geniş yetkilerle donatılmış iktidar makamlarını yasadışı şekilde işgal eden AKP’giller’e,  hem onu besleyerek halklarımızın başına musallat eden yerli ve yabancı Parababalarına karşı mücadelemiz sürecektir. Davamız halkların kurtuluş davasıdır ve devrimci ustalarımızdan öğrendiğimiz üzere: ne devrim olmaksızın kadın kurtulur, ne de kadınsız bir devrim olur!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz! 15 Kasım 2020

Denizli Pamukkale Üniversitesi

Kurtuluş Partisi Gençliği


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Öneri/eleştiri ilet.