6 Ağustos 2016 Cumartesi

Üniversitelerde Tarikat-Cemaat Örgütlenmeleri…

Fethullah Gülen’cilerin 15 Temmuz darbe girişimi başarısız oldu ama pek çok gerçek de bu sayede açığa çıktı. Bu gerçekleri görmek ne kadar olanaklı olacak, onu zaman gösterecek.

Bizler yıllardır, Yugoslavya, Libya, Irak ve Suriye’den sonra Sıra Sende Türkiye, diyoruz. Adım adım BOP planı uygulanıyor, diyoruz. Bizi görmezlikten gelenlerin, en azından bir kısmı bizi görmek zorunda kalıyor. Bizlerin amacı da zaten halkımızın bizi anlaması.

Başta Fethullah Gülenciler olmak üzere, tarikat ve cemaat örgütlenmeleri ülkemizde yıllardır var. Fakat tüm bu teşkilatlar içinde en örgütlü ve en kalabalık olanı Fethullahçılardı. Özellikle okumuş yazmış takımının içinde çok sayıda bu teşkilatın adamı vardı. Seksenli yıllarda İstanbul Altunizade’de FEM dershanesiyle işe başlamışlardı. O dönemde işinde başarılı, siyasi düşüncesi ne olursa olsun pek çok öğretmeni yüksek ücretlerle işe almışlardı. Buradan başlayarak tüm yurda bu ve başka adlarla dershaneler açıp yayıldılar. Bu dershanelerden örgüte kazandırılan öğrenciler, özellikle öğretmenlik ve hukuk alanına yönlendiriliyordu. Tıp ve diğer alanlar daha sonra geliyordu. Üniversiteleri kazanan bu öğrenciler Işık Evlerinde Abi ve Ablaların gözetiminde öğrenimlerini sürdürüyorlardı. Sınıfta ders anlattığımda uyuyan bir öğrenci var ise bunun bir ışık evi talebesi olduğunu anlamam hiç de zor olmuyordu. Bazı öğrenciler zaten kendileri, sohbete kaldıklarını söylüyorlardı. 17-25 Aralık operasyonundan sonra, AKP’giller’le, Fethullahçıların arası tamamen bozulunca, öğrencilerimiz de bir şekilde rahatladılar. Eski sıkı disiplin yerine, gevşek bir disiplin geldi. Kızların bazıları başlarını da açtılar.


12 Eylül tarikatların yolunu açtı

Üniversitelerde Fethullahçı ve diğer tarikat ve cemaatçi örgütlerin önü, 12 Eylül 1980 Faşist darbesinden sonra açıldı. YÖK’ün 1982’de kurulmasından sonra rektörler özellikle Türk-İslam sentezi anlayışında olanların arasından seçildi. Yurtdışı burslarıyla, dışarı giden bu teşkilat elemanları üniversitelerde hızla yükseldiler. Çok hızlı bir şekilde yüksek lisans ve doktora yaptılar. Bu tezlerin çoğu işe yaramaz tezlerdi. Ama bunların yükselmelerini sağladı. Bu örgütlenmeler, yalnızca 28 Şubat 1997 MGK kararlarından sonraki dönemde engellendi. Bu dönemde atanan rektörler sayesinde pek çok üniversiteye sol düşünceye sahip öğretim üyeleri atanabildi. Bir kısım kendini bilmez solcular, kendileri de bu sayede atandıkları halde, 28 Şubat ilerici hamlesini darbe diye nitelendirirler.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin 2007’de sona ermesinden sonra hızlı bir biçimde eskiye dönüldü. Yeni üniversiteler açıldı. Çok sayıda öğretim üyesi alımı oldu. Öğretim üyeliğinin en önemli aşaması olan doçentlik sınavlarında, doçentlik komisyonları özellikle Fethullahçı öğretim üyelerinden oluşturuldu.

Doçentlik sınavının ilk aşaması olan yayın hazırlama aşaması da ülkemizde evlere şenliktir. Özellikle Fethullahçı teşkilat intihal(aşırma) yayın yapma konusunda çok ustadır. Kendilerinden birisinin doçent olması isteniyorsa diğer arkadaşları dört koldan beraberce yayın yaparlar. Dört-beş ayrı üniversiteden öğretim üyeleri bir araya gelerek yayın yapmış olurlar. Bu yayınlar en hızlı bir şekilde yurtdışında yayınlanır. Ayarlanmış doçentlik jürilerinin yaptığı sınavdan kolay bir şekilde geçerler. Fethullahçılar ve diğer tarikat ve cemaatçiler bu şekilde anlı-şanlı hoca olup karşımıza geçerler.

Yıllardır birlikte çalıştığımız bu insanlar, kendilerini yumuşak başlı göstererek diğer insanları ikna etmek isterler. Aslında gerçek hiç de öyle değildir. Seksenli yılların sonunda birlikte çalıştığımız tarikat mensubu elemana “Yav Ahmet, bak Evren sizi çok destekliyor, bu gidişle, on-on beş yıl sonra iktidara gelirsiniz, iktidara geldiğinizde biz solcuları İran’da olduğu gibi kesecek misiniz?” demiştim. O da bana “Ben kesmek istemem ama kurallara göre kesmek gerek” demişti.

Yani gerçek İslam’la da ilgileri olmayan, tüm Ortaçağcı tarikat ve cemaatlerin bir amacı var: Ülkeyi kendi bildikleri Ortaçağcı kurallarına göre yönetmek. Bunun için de iktidara gelmek. AB-D Emperyalistleri zaten bu yüzden, bu örgütleri kuruyor ve destekliyor. Amaç, bizim gibi ülkelerin geri kalmasını sağlamak, sömürge düzenini devam ettirmek.

Bugün Üniversitede öğretim üyesi olan herkes bu tarikat ve cemaat örgütlenmesini çok iyi biliyor. Kimse bilmiyorum ayağına yatmasın. AKP iktidarı zaten bu örgütlenmelerin temel dayanağı oldu. Laik eğitimi, 4+4+4 medrese düzeniyle ortadan kaldırdı. Bu gidişle birkaç sene sonra üniversitelerimizde bilimsel eğitim verilemez hale gelecek. Bizim sahte solcular, sivil toplum örgütüdür diyerek yıllarca bu teşkilatlara sahip çıktılar. Bizim ülkemizde muhafazakârlık artıyor diyerek, gericiliğin sınıfsal tabanı olan Tefeci-Bezirgânlığı ve bunları destekleyen emperyalizmi görmezden geldiler. Köylümüzü, kasabalımızı ve şehirlimizi baştan muhafazakâr ilan ettiler.

Körün bile gördüğü gerçeği sahte solcular isterlerse görmesinler. Ama halkımız görsün istiyoruz. Liselerde eğitim düzenini tersyüz eden AKP’giller, şimdi de üniversitede aynı şeyi yapmak istiyor. Bilimden bihaber öğretim üyeleriyle üniversitede öğretim olmaz. Fethullah Gülen örgütünün en örgütlü olduğu yerlerden birisi de üniversitelerdir. Yıllardır yan yana duran tarikat ve cemaatçiler arasından nasıl bir ayıklanma yapılacağı belirsizdir. Aynı yere, farklı yollardan gitmek isteyen tüm Ortaçağcılar üniversitelerden temizlenmedikten sonra bizlere, öğrencilerimize ve halkımıza rahat yüzü yoktur.

Bu nasıl başarılacak? AKP’giller bu işi yapabilir mi?

Asla. Bunlar da onların bir parçası. Onların bir başka tarikatı.

Bu işi ancak biz gerçek devrimciler, Demokratik Halk İktidarıyla birlikte yapabiliriz.

Kurtuluş Partili Bir Akademisyen

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Öneri/eleştiri ilet.